Hayatımda daha önce hiç boza içmediğimi burada itiraf ediyorum. Sever miyim, sevmez miyim, tadı ekşi mi tatlı mı hiçbir fikrim yoktu ta ki cumartesi günü Berk‘le Vefa Bozacısı’na gidene kadar:) Açıkçası bu kadar dokusu bozulmamış bir yer beklemiyordum, içeri girdiğimde zamanda geriye gitmiş gibi bir hisse kapıldım. Duvarlardaki çiniler, minik masalar, tezgahın üstüne sıra sıra dizilmiş bozalar… Bozanın leblebiyle içildiğini de tahmin edersiniz ki burada öğreniyorum ve karşıdaki kuruyemişçiden sıcak leblebilerimizi de kapıp tarçınlı bozamızın üstüne döküyoruz. Nedense şimdiye kadar bozanın hep sıcak bir içecek olduğunu hayal etmiştim, içtiğimde yine de sıcak olması gerektiğini düşündüm:) Tadını sevip sevmemek konusunda hala kararsızım sanırım ama leblebiyle iyi gittiği bir gerçek. Dükkanın baş köşesindeki Atatürk’ün içtiği bardağı görünce ister istemez dudağımın kenarında bir gülümseme oluşuyor. Bir de o etraftaki plastik şişeler ve kaşıklar olmasa herşey daha da güzel olacakmış sanki.

Devamını Okuyun… / Read More…