Kalbimizde hafif bir sızıyla Thassos’u geride bırakıyoruz. Feribottan arkamızı dönüp son bir kez bakıyoruz Thassos’a ve Selanik yoluna çıkıyoruz. Yoksa Thessaloniki mi demeliydim? Evet söylemesi oldukça keyifli Te-Sa-Lo-Ni-Ki! Bu sefer yolda bize ayçiçekleri eşlik ediyor, bir de o pek sevdiğim bulutlar…Adadan yaklaşık 3 saatlik yolculuğun sonunda Selanik il sınırına varıyoruz. Şehrin girişinde nereye düştüm böyle demekten kendimizi alamıyoruz, kocaman çirkin ruhsuz gri binalar bizi karşılıyor. Deniz tarafına doğru ilerledikçe binalar güzelleşiyor, tarihi dokular göze çarpıyor, deniz kokusu gelmeye başlıyor…

IMG_3976

Selanik hakkında yapılan İzmir’in Kordon’una çok benziyor yorumlarına sadece 3 kere gördüğüm İzmir ile ben de katılıyorum:) Geniş balkonlu binalar, tüm yolların denize çıkması, Kordon misali yanyana dizilmiş sahil şeridi boyunca kafeler, restoranlar, barlar, bir de o İzmir’in genç ruhu burada da fazlasıyla mevcut.

Egnatia Caddesindeki minik otelimize eşyalarımızı bırakıyoruz ve yürümeye başlıyoruz. 3 tane paralel caddesi var hareketli, kafelerin, restoranların olduğu sahil şeridi, hemen arka paralelinde bulunan alışveriş caddesi Tsimiski ve bir arka caddesi Egnatia.

Selanik seyahati gamzebiran (8) Selanik seyahati gamzebiran (6)

Sokaklarda bol bol graffitiler, streetartlar karşımıza çıkıyor. Özellikle akşam kepenkler kapanınca görüyoruz ki, boyanmamış tek bir kepenk bile kalmamış şehirde:)

Selanik seyahati gamzebiran (1)

Şehre gelmek istememizin en büyük sebebi Atatürk’ün evini görmek… Thassos’a kadar gelip de uğramamazlık edemezdik. Şehre gelince de ilk görmek istediğimiz yer burası oldu. Otelden yaklaşık 20 dakika yürüyüşün sonunda Türk konsolosluğunun bahçesinde Atatürk’ün doğduğu eve ulaştık. Girişte ismimizi ve geldiğimiz yeri ziyaretçi listesine yazıp girmemiz yeterli oluyor, listede Avusturalya’dan Polonya’ya kadar bir çok ülke vardı. İlkokul kitaplarından aşina olduğumuz o cumbalı, iki katlı ev karşımızdaydı işte. Mahallede benzeri bi ev kalmamıştı tabi tüm eski binalar çoktan yol olmuş yerlerine apartmanlar gelmiş. Ama insan ister istemez düşünmeden edemiyor bu yollardan yürüyüp evine gittiğini, sokak aralarında arkadaşlarıyla oynadığını…

Selanik seyahati gamzebiran (18)

Gitmeden önce okuduğum yazılarda evin içinin perişan halde olduğu, Atamıza hiç yakışmadığı yazıyordu ama gittiğimizde gördük ki restorasyon geçirmiş ve evin içi baştan aşağı yenilenmiş. Her bir odasında Atatürk’ün bir dönemi, resimlerle, projeksiyondan yansıtılan fotoğraflarla, Selçuk Yöntem’in sesinden anılarla ve duvardaki hikayelerle anlatılıyor, Manastır, Selanik, Ankara, İstanbul… Atatürk, doğduğu bu evde sadece 7 sene yaşıyor sonrasında evde başka kişiler oturuyor dolayısıyla evin asıl eşyaları tabi ki durmuyor. Restorasyondan önce Dolmabahçe’den getirilen Atatürk’ün kişisel eşyaları sergileniyormuş sonra onu da kaldırmışlar. Bir odada balmumu heykeli duruyor, fotoğraflardan aşina olduğumuz kıyafetlerinin birebir aynısı diktirilip giydirilmiş. İçerideki atmosfer gerçekten çok hüzünlü, zaman zaman gözyaşlarımızı tutamıyoruz özellikle ölümünün anlatıldığı yıllar… Her fotoğrafta bir kez daha hayran oluyor insan, nasıl bu kadar karizmatik, nasıl bu kadar ileri görüşlü, nasıl bu kadar şık, nasıl bu kadar halkın sevgilisi olduğuna… Evden ayrılmak istemiyoruz hiç, kalbimizden bir parçayı bırakarak çıkıyoruz.

selanik Selanik seyahati gamzebiran (15)

Selanik seyahati gamzebiran (17)

Evden çıkıp yanından inen yoldan kendimizi aşağı doğru kaptırıyoruz, yol bizi sahile kadar götürecekmiş öyle öğreniyoruz. Yol üzerinde tarihi yapılarla bol bol karşılaşıyoruz, su kemeri, cami ve yolun sonunda sahilde Selanik’in simgesi Beyaz Kule karşılıyor bizi. Beyaz Kule, Osmanlı döneminden günümüze kadar gelmiş, zamanında kale, garnizon ve hapishane olarak kullanılmış. Şu an da müze olarak kullanılıyor. Kulenin hemen ilerisinde gözümüze kestirdiğimiz şu anda adını hatırlayamadığım kafelerden birine oturup yemeğimizi yiyoruz.

Selanik seyahati gamzebiran (9) Selanik seyahati gamzebiran (11)

Selanik sokakları oldukça sürprizli nereden ne çıkacağını bilemiyorsunuz. Özellikle akşam vakti alakasız bir sokağa dalıp gelen müziği takip edip eğlenceli yerler keşfedebiliyorsunuz. Ve şehir inanılmaz genç! Mekanlardaki yaş ortalaması gördüğümüz kadarıyla 13-45 gibiydi, tabi bunda karne alınan cuma gününe denk gelmemizin de etkisi olabilir.

Selanik seyahati gamzebiran (10)

Alışveriş caddesi Tsimiski’yi de dolaşıp sahile iniyoruz. Tsimiski’de bildiğimiz markalar dışında pek kayda değer bir şey göremiyorum. Moda konusunda biraz zevksiz olduklarını söylemek zorundayım. Kadın nüfus oldukça fazla ve sanırım buna bağlı olarak iki dükkandan biri ayakkabıcı:)

Akın akın kalabalığın olduğu sahilde akşam içkimizi yudumlamak için Tribeca’yı seçiyoruz, oldukça keyifli gözüken kocaman şık bir cafe… Sokağa konumlanmış masalardan birine oturup cosmopolitanımı yudumlarken etrafı incelemeye başlıyorum. İstanbul’da niye sokaklarda keyifle oturabileceğimiz mekanlar yok diye iç geçiriyorum. Fiyatlar yine uygun, kokteyller 7 euro, biralar 3 euro civarında… Dünya kupası tabi ki her ülkede olduğu gibi burada da erkekleri etkisi altına almış her mekanda maç izleniyor. Kadınlar çoğunlukta, her masada kadın sayısı fazla… Öyle çılgınca markalar gözüme çarpmıyor, denim şort, bluz ve dolgu topuk ayakkabı üçlemesi kendini gösteriyor. Bir de abartmayı seviyorlar…

Selanik seyahati gamzebiran (2) Selanik seyahati gamzebiran (7)

Tribeca’dan kalkıp sahil şeridini boydan boya yürüyoruz. Tüm mekanlar dolu, kahveci, balıkçı, pub, fancy dining hepsi yanyana… Kendimizi Selanik’in ara sokaklarına bırakıyoruz. Saat 12yi geçiyor ama sokaklar oldukça güvenli gözüküyor. Otelimize dönerken Egnatia Street’in arka sokaklarında kalabalıkların olduğu bir sokağa rastlıyoruz sonradan öğreniyoruz Nevizade’nin Selanik versiyonuyla karşılaşmışız.

Artık yola çıkma zamanı… Tatilin bittiği an dönüş yolculuğunun başladığı andır. Biliyorum her güzel şey bitiyor ama insanın tadı damağında kalıyor. Dönüş yolunda tepeden Kavala’ya bakıyoruz, oldukça büyük gözüküyor gözümüze, girsek çok zaman kaybederiz diye düşünüp Kavala kurabiyesi yiyemeden dönüyoruz. Bir de Xanthi’ye uğruyoruz kıyısından köşesinden…

Selanik seyahati gamzebiran (3) Selanik seyahati gamzebiran (4)

Selanik seyahati gamzebiran (13)

Sınırdan geçmeden önce Free Shop’a uğruyoruz, baya büyük ve fiyatlar uygun. Alışverişimizi bitirip Türkiye sınırlarına girmek için sıraya giriyoruz. Pasaport kontrolden sonra bir de bagajlar açılıyor, gümrüğe tabi bir şey olup olmadığı soruluyor ve geçiş izni veriliyor. Böylelikle bir tatili daha noktalıyorum.

Selanik seyahati gamzebiran (14)Tatil programında Halkidiki de vardı aslında ama bir takım aksilikler sonucu o programı başka bir zamana erteledik. Halkidiki yol ayrımı hemen Selanik’e girmeden önce. Harika plajları, çok güzel koyları varmış. Aklınızda olsun eğer bu tatil rotasını izlemeye karar verirseniz Halkidiki’yi de planlarınıza dahil edebilirsiniz.

Selanik, Starbucks’ın tek iş yapmadığı şehir olabilir bence:) Çünkü o kadar çok kahvecileri var ve Starbucks’a göre fiyatları öyle ucuz ki insanlar tercih etmiyor. En meşhur kahvecisi Mikel, her köşebaşında görebilirsiniz.

Sokakların neredeyse hepsi sahile çıkıyor, kaybolma riski yok gibi bir şey:)

Selanik’te binalara bakmaya doyamıyorum, modernle tarih iç içe geçmiş…

Şehir oldukça ucuz, her ne kadar Euro’yu TL’yi ister istemez bir düşünüyoruz ama yine de İstanbul’ oranla daha ucuz diyebiliriz.

Sıradaki tatil rotası neresi henüz bilmiyorum ama dilerim Positano olur;)