Roma’da artık kendimi turistten bir tık ötede hissediyorum ama her defasında sanki ilk kez geliyormuşcasına tüm turistik yerlere de gitmeyi ihmal etmiyorum:) Roma’da sanki hep zaman durmuş gibi, hiçbir şey değişmiyor, 5 sene önce gittiğiniz market bile aynı yerinde durabiliyor. Ama her gidişimde yine de yepyeni bir heyecanla gidiyorum, bu şehir bana fazlasıyla iyi geliyor…

Nerede kalmalı?

Roma’da metronun pek gelişmiş olmadığını söyleyerek başlayabilirim, sadece 2 hat var. Biz hiç kullanmayıp her yere yürümeyi tercih ettik. Kalacağınız yeri seçerken siz de merkezi bir yer olmasına dikkat ederseniz her yere yürüyerek gidebilirsiniz. Genelde Roma’da ev kiralamayı tercih ediyorum ama bu sefer gidişimiz son dakikaya kalınca booking.com’dan MyNavona‘yu buldum. 5-6 odalı butik bir otel burası, isminden de anlaşılacağı üzere Navona meydanına sadece 30 sn. uzaklıkta:) Sitedeki puanı 9,7 olunca ister istemez düşünmeden edemiyor insan nedir burayı bu kadar özel kılan diye… Sahibi Alessandro’yla tanışınca anlıyorsunuz puanlarının neden bu kadar yüksek olduğunu… Her sabah odaya istediğin saatte gelen kahvaltı, her türlü rezervasyon – bilet hizmeti, lokal tüyolar, sabahları çıkarken çantamıza koyulan şişe sular ve ev yapımı kurabiyeler… Anlayacağınız burası ev tadında bir butik otel hem de Roma’nın göbeğinde…

Processed with VSCOcam with a6 preset Processed with VSCOcam with e2 preset Processed with VSCOcam with a6 preset

 

Elinize bir harita aldığınızda Roma’nın aslında çok basit olduğunu anlayabilirsiniz. Emmanuelle Anıtı’nın olduğu Piazza Venezia meydanından Piazza del Popolo’ya kadar uzanan Via del Corso ana cadde… Aşk çeşmesi, ispanyol merdivenleri, Pantheon, Piazza Navona, alışveriş caddeleri herşey bu caddenin alt ve üst taraflarında oluyor. Zaten turist kalabalığını takip ettiğinizde ister istemez kendinizi en turistik meydanlarda buluyorsunuz:)

Fontana di Trevi & Trinita dei Monti

Geçen yıl da bu zamanlarda Roma’daydım Fontana di Trevi nam-ı diğer Aşk Çeşmesi ve Trinita dei Monti bizdeki adıyla İspanyol Merdivenleri tadilattaydı, bu sene gittiğimizde de değişen birşey yoktu:) Aşk çeşmesi’nin etrafı şeffaf plastik plakalarla çevrilmiş, suyu boşaltılmış, önüne minicik bir para havuzu yapılmış. İspanyol merdivenlerinin tepesindeki Trinita dei Monti’de ise değişen hiçbir şey yok komple kapalı durumda. Düşünüyorum Roma’nın en önemli simgelerini nasıl olur da bu kadar uzun süre restorasyon için kapatabilirler diye sonra bakıyorum turist kalabalığında hiçbir değişiklik yok demek ki etkilenmiyorlar diye düşünüyorum.

Colosseo

Roma’nın belki de en sevdiğim simgesi… Emmanuelle anıtını karşınıza alıp sol taraftan yürümeye başladığınızda yavaşça karşılamaya başlıyor sizi… Biz Roma’da kaldığımız bir kaç gün boyunca farklı saatlerde gittik Colosseo’ya; sabah erken saatte, gün batarken ve gece olmak üzere… Farklı ışıklarda muhteşem gözüküyor hatta gece gittiğimizde Colosseum’un tam üstünde dolunay bizi bekliyordu… Madem bu kadar gittin hiç içine girdin mi diye sorarsanız hayır girmedim, şimdiye kadar pek ilgimi çekmedi ama belki bir sonraki sefere;)

Processed with VSCOcam with a6 preset

Processed with VSCOcam with e3 preset

Ve Vatikan…

Vatican Museum

Vatikan’ı şimdiye kadar hep dışarıdan görüp gidiyordum bu sefer hem müzeye hem de basilica’ya girmeye karar verdik. Müze için internetten online bilet almanız gerekiyor. Giriş 16 euro, erken rezervasyon için de 4 euro alıyorlar. O 4 euroyu niye verdiğimizi pek anlayamadık. Çünkü kimse saatinde gelmiyor ve gruplar halinde de içeri alınmıyoruz. Online biletlerinizi girişte normal bilete çevirmek gerekiyor ayrıyaten… Bizim yaptığımız hataya sizin de düşmemeniz için büyük meydanın sağ tarafında başlayan metrelerce kuyruk sadece basilica ve çan kulesi için, eğer müzeye gidiyorsanız boşuna o kuyruğa girmeyin:) meydanın sağ tarafından arkasına dolaşmanız gerekiyor.

Processed with VSCOcam with 6 preset

İçeriye girdiğimizde kalabalık seli içerisinde ilerlemeye başlıyoruz. Her tarafta muhteşem eserler var ama tek anlayabildiğimiz itiş, kakış, kalabalık… Durmak bile imkansız kalabalıkla beraber ilerliyoruz. Müze o kadar büyük ve kalabalık ki bir süre sonra tek isteğimiz Sistine Chapel’i görmek oluyor. Az çok bilerek gittiğimiz için tanıdık eserler görüyoruz, ya da gruplarla gelenlere kulak kabartıyoruz. Ama o kalabalıkta ne hikayelerini dinleyebilmek mümkün ne de eserleri inceleyebilmek… Belki sanat tarihi bilen biriyle gezmek çok daha keyifli olacaktır. Raphael’in School of Athens görmeniz gereken eserlerin başında geliyor ve tabi ki Sistine Chapel’in tavanını süsleyen Michalengelo’nun muhteşem eseri… Tanrı’nın Adem’i yarattığı parmak parmağa değmesi hafızalarımıza kazınan, belki de en çok bilineni ama tavan o kadar büyük ve o kadar çok karakter var ki insan bulmakta zorlanıyor. Görevliler sürekli Silenzo diye bağırıp sessiz olunması gerektiği yönünde uyarıyorlar. Fotoğraf çekmek yasak ama yasaklar delinmek için var tabi ki:) Müzenin çıkışında ise beni en çok etkileyen double helix merdivenleri göreceksiniz. Durup izleyin. Nasıl farklı katlardan başlayıp birbirleriyle içe içe geçtiğini görün isterim.

Processed with VSCOcam with e1 preset

Processed with VSCOcam with g1 preset

St. Peter’s Basilica & Dome

Sabah 7’de uyanıyoruz ve Basilica’nın içine girmek için yola koyuluyoruz. Önümüzde ortalama 20 kişi var ama arkamıza dönüp baktığımızda tur otobüsleri gelmiş ve kafilelerce turistin geldiğini görüyoruz. 8’den önce gitmekte fayda var. X-ray cihazından geçtikten sonra kilisenin girişindeki güvenlik kıyafetimin uygun olmadığını söylüyor. Üzerimde yukarıda gördüğünüz, kısa pantolon ve kolsuz bluz var. Omuzlarımı kapatmam gerektiğini söylüyor bense nasıl olur da o gün küçücük çanta alıp yanıma hiç bişey almadığımı düşünedururken Sezgin içerideki giftshop’tan bana bir eşarp kapıp geliyor ve sorun halloluyor. Ama siz benim gibi yapmayın yanınızda bir şal bulundurun nolur nolmaz:)

Basilica’nın içini gezmeden önce tepeye çıkmaya karar veriyoruz. Basilica’ya giriş ücretsiz ama yukarı çıkmak 5 euro asansörle 200 basamak az çıkmak ise 7 euro… Biz asansörle çıkıp kalan 300 merdiveni de tırmanıyoruz. Kolay olduğunu sanıyorsanız yanılıyorsunuz, merdivenler o kadar küçük ve duvarlar o kadar dar ki ışığı görmeye başlayınca derin bir nefes alıyoruz. Tepede 360 derece Roma’yı seyredebiliyorsunuz, gerçekten o kadar basamağa değiyor. Ama muhtemelen bi daha çıkmam:)

Processed with VSCOcam with a6 preset

 

Son olarak Trastevere!

Benim Roma’da en sevdiğim mahalle… Sokaklarında dolaşmaya, minik pizzacılarına gitmeye, küçük eski arabalarının önünde fotoğraf çektirmeye bayılıyorum. Roma’nın en eski ve en bozulmamış mahallelerinden biri Trastevere… Roma’ya gitmişken birkaç saatinizi hatta gününüzü ayırın derim. Trastevere’deki mekan önerilerim için de Roma Yeme İçme Rehberi‘me bakmayı unutmayın;)

Processed with VSCOcam with e3 preset Processed with VSCOcam with a6 preset Processed with VSCOcam with k2 preset Processed with VSCOcam with a5 preset Processed with VSCOcam with hb2 preset

 

Ve günübirlik Floransa…

İnternet’ten tren biletlerimizi alıyoruz sabah erkenden Floransa’ya gidip akşam ise dönmeyi planlıyoruz. Termini tren istasyonundan trene atlayıp yaklaşık 1 buçuk saatin sonunda Floransa’da oluyoruz. Floransa’ya daha önce gidip 3 gün kalmışlığım var o yüzden sokaklar aşina geliyor, Floransa’nın kalbinin attığı Duomo’ya varıyoruz. Önündeki kuyruk gözümüzü korkutuyor ve Floransa sokaklarını turlamaya başlıyoruz. Yolların sonu hep nehre çıkıyor ve işte karşımızda tüm ihtişamıyla Ponte Vecchio, eski köprü…

Processed with VSCOcam with e1 preset

Sokaklarda gezmek bizi acıktırıyor ve yemek için 4 Leoni’ye gidiyoruz. Floransa’ya gidip de yemek yemeden dönmemeniz gereken restoran… Daracık sevimli sokaklarının kesiştiği küçücük bir meydanda tam bir İtalyan restoranı… Makarnaları ve etleri inanılmaz güzel. Cesaretiniz varsa 1 kg’lık özel hazırlanan eti sipariş etmenizi tavsiye ederim. Ben pek etçil olmadığımı için 2 tabak makarnayla yemeğin tadını çıkarıyorum:)

Processed with VSCOcam with e2 preset

Sıra artık Duomo’da… Önce çan kulesinde güneşin altında bilet kuyruğuna giriyoruz. Burada hem bilet alıp hem de çan kulesinin tepesine çıkabiliyoruz. 400 küsür merdiven bizi bekliyor. Çan kulesi 3 kattan oluşuyor dolayısıyla aralarda mola verip dinlenebiliyorsunuz ya da pes edip dönebiliyorsunuz diyelim:) Biz en tepesine kadar çıkmayı başardık. Peki o kadar merdiveni çıkıp indiniz ne zorunuz vardı bir de Duomo’nun en tepesine çıktınız derseniz o da bizim tatil anlayışımız diyelim:) Çan kulesinden indikten sonra karşıda gördüğünüz kubbenin tepesine de 500 küsür merdivenle çıktık ve günü orada kapadık. Saat 6.30 olduğunda görevlilerle beraber inişe geçtik. Biz fotoğraf açısından ikisine de çıktık ama bence sadece çan kulesine çıkmak yeterliymiş derim.

Processed with VSCOcam with a5 preset

Hava kararmaya, güneş yavaş yavaş batmaya başlayınca Ponte Vecchio’yu karşıdan görebileceğimiz bir sonraki köprüye geçtik. Köprünün şıklarının yanıp güneşin batışını izlemek gerçekten paha biçilemez…

Processed with VSCOcam with e1 preset

 

Floransa’da günümüz bol bol merdiven çıkıp inmekle geçiyor ama iyiki gelmişiz diyoruz. Trene yetişmeden önce Floransa’nın en meşhur pastanesi Gilli’ye gidiyoruz. Ve hayatımızda yediğimiz en güzel tiramisuyu yiyoruz. Gilli’ye gidip o yiyemediğim ikinci tiramisuyu da yiyin benim yerime, biz treni kaçırmamak için bir tane yiyip kalktık maalesef:(

Vaktiniz olursa bir de Floransa’nın en ünlü sanat eserlerinin bulunduğu Uffizi’ye girmeyi unutmayın derim.

Tabi ki gezilip görülecek daha yüzlerce meydan, tarihi eser, müze, sokak, park, restoran vs. var. Ama bence önerilen yerler dışında kendiniz de yeni yerler keşfetmeyi ihmal etmeyin. Seyahatin tadı en güzel böyle çıkıyor:)

Ve söylemeyi unuttum Roma seyahati dönüşü mutlaka Audrey Hepburn’ün Vacanze Romane (Roman Holiday) filmini izleyin. Gezdiğiniz gördüğünüz yerleri bir de 1953 yılında görün:)