Bana sorarsanız Türkiye’nin en cesur ve yetenekli tasarımcılarından biri… Kendisine sorarsanız tüm mütevaziliğiyle kabul etmeyecektir. Hatice Gökçe sessiz sedasız attığı büyük adımları ve koleksiyonlarıyla cesaretinden, kalitesinden ve çizgisinden ödün vermiyor. Şu sıralar Doreanse markası için hazırladığı organik iç giyim koleksiyonu, IFW’de yer almayışı ve moda sektörü hakkında kısa kısa yorumlarını aldım.


İlk olarak Doreanse için hazırladığınız iç giyim koleksiyonundan bahsedecek olursak, daha önce iç çamaşırı tasarımı yapmadığınızı düşünerek soruyorum, neydi sizi markayla çalışmaya ikna eden?

Body koleksiyonumun bir bölümü aslında iç çamaşırı kategorisine giriyor. Üretim aşaması iç çamaşırı makine parkuruna göre üretiliyor.Neredeyse her sezon üretimini gerçekleştiriyorum. Bu sebeple iç çamaşırı disiplinine çok uzak değilim. Doreanse markası 2000 yılında body koleksiyonumu hayata geçirmeme büyük yardımları olmuş bu konuda vizyon sahibi bir marka. Geçmişe dayanan bu bağı doğaya saygılı bir işbirliğine dönüştürmek istedik. Organik yaşam felsefesi henüz çok yaygınlaşmış olmasa da gönüllü çabalar ile her geçen gün daha fazla dikkat çekiyor.
Modern yaşamla beraber giderek daha fazla maruz kaldığımız kimyasal maddeler, sağlığımızı elimizden alıyor. Doğal kaynaklarımızı hiç bitmeyecekmiş gibi tüketiyoruz. Bugün bu işbirliği için, organik yaşamı yeniden çağırarak hatalarımızı telafi etme girişimi diyebiliriz.





Gördüğüm kadarıyla koleksiyon oldukça yalın ve ihtiyaca yönelik tasarımlardan oluşuyor. Hep merak etmişimdir tasarımcı bu gibi durumlarda, tasarım ve ihtiyaç noktasında ikilemde kalıyor mu?

Amaç doğaya saygılı, insana faydalı ürün sunmak olduğundan tasarımın en yalın, insan ihtiyacını karşılamaya yönelik halini kullanmaktan çekinmedim. Bu sebeple tasarım ve ihtiyaç konusunda ikileme düşmedim.

Doğaya verdiğimiz zararı düşünürsek büyük bir sakinlik ve mütevazilikle her şeyin en doğal, en abartısız, en yalın halini kullanmayı tercih ettim. Konu iç çamaşırı olunca daha fazla titiz olmamız gerekti. Ayrıca organik pamuk ile yapmaya çalışacağımız her türlü tasarım unsuru (baskı gibi, renk gibi ve kullanılacak aksesuar gibi) hepsi organik üretime ters girişimler olacaktı. Organik halinden biraz daha uzaklaştıracaktı.
Öne çıkardığımız konu, koleksiyonda kullandığımız organik pamuğun, konvensiyonel el pamuğuna göre tamamen doğal yöntemlerle üretiliyor olması. Bu sayede doğanın korunmasına destek verilerek sürdürülebilir tarıma da olanak sağlanıyor. Üstelik doğal iplikler, kimyasal katkılı ipliklerden çok daha dayanıklı. Bu koleksiyondaki tüm tasarımlar yüzde yüz organik pamuktan üretildi. Üretiminde hiçbir kimyasal boya kullanılmadı. Doğal ipliklerin bir başka özelliği de bizi serin tutmaları.
Ayrıca organik pamuk üretiminde Türkiye’nin potansiyelini düşünürsek daha çok organik üretim yapıp tüketiyor olmamız çok önemli. Doğal olanı hayatımıza yeniden çağırmayı istiyoruz.

İç çamaşırı koleksiyonu olması dolayısıyla beni ve eminim bir çok kişiyi oldukça şaşırttı. Bir sonraki marka işbirliğinde ne tasarlayıp bizi daha da şaşırtmak isterdiniz?

Yakın tarihte Antalya’daki 6 Barut Otelinin tüm personel giysilerinin, Londra’da açılan Kahve Dünyası’nın personel kıyafetlerinin ve en son Bebek Baylan’ın personel giysilerinin tasarımını yaptık. Kurumsal projeler tasarım ofisi olarak bizim heyecan duyduğumuz projeler oluyor. Şu an çok keyifli, birbirinden farklı 3 proje üzerinde çalışıyoruz. Yakında hepsini paylaşacağız.

8-13 Şubat tarihleri arasında düzenlenecek Istanbul Moda Haftası takviminde isminizi görememek beni oldukça üzdü. Hatice Gökçe’nin başka planları, projeleri mi var? Ya da IFW kapsamında defile sunmak artık sizi tatmin etmiyor mu?

Güzel düşüncelerin için çok teşekkürler.
Oluşumunda ve gerçekleşmesinde katkıda bulunmuş ve halen bulunmakta olan biri olarak IFW organizasyonu benim için çok önemli. Amacına hizmet etmesi için gerekeni yapıyoruz. Koleksiyonların görsel ve yazılı basında birer haber olarak tüketilmesinin yanısıra tüm yurtta ve yurtdışında tasarımların doğru pazarlarda tüketilmesini sağlamak gerekiyor. Bu ise organizasyonun içinde farklı organize bir birimin de yoğun bir biçimde çalışması demek. Bu tarafı henüz yeterince işlemiyor. Özellikle yurt içindeki satın almacıları hala harekete geçirememiş olmasını anlamak çok zor.

Ancak bu Hatice Gökçe olarak uzaklaştığımız anlamına da gelmiyor. Biz Türkiye’deki tasarım hareketinin gücünü bu tür organizasyonlarla gösterebileceğiz. Tasarımcılar olarak daha fazla destek veriyor olmamız gerekiyor. IFW’ye bu sezon katılmama sebebimiz bazı yeni projelerin çok hızlı ilerliyor olması diyebilirim. Bu da bir sezon ara vermemizi gerektirdi. Tatmin etmemesi sebep olamaz çünkü Türkiye’de bir moda endüstrisinden bahsedebilmek için bu yeni oluşumun inatla ve istikrarla devam ettirilmesi gerekiyor.

Moda Tasarımcıları Derneği kurucularından biri olarak Türkiye’de moda sektörünün gidişatı, genç tasarımcılar, koleksiyonlar hakkında neler söylemek istersiniz? Moda başkenti olma çabalarımız işe yarıyor mu?

İstanbul Fashion Week Türkiye’deki moda anlayışının hak ettiği değeri bulmasında büyük rol oynuyor diyebiliriz. Bu etkinlik sayesinde moda anlayışı yerleşiyor ve gelişiyor. Her şeyi yaparken öğreniyoruz bir bakıma. Hem tasarımcı markalarına, hem diğer markalara asıl değerini biçen ve Türkiye’ deki moda anlayışının değerini ortaya çıkaran bir organizasyon olma yolunda hızla ilerliyor. Dünyada da Türkiye’deki tasarım gücüne olan ilgi yavaş yavaş bölgesel konumumuz gereği artıyor. Moda tasarımcıları magazinin elinde kurtuldu, fikir sahibi insanların düşüncelerine yerleşti bu sayede. Ama İstanbul’un sadece bir moda başkenti olması dileği hep söylediğim gibi İstanbul’a haksızlık olacaktır.

Uluslar arası moda tasarımcısı sayısı elbette az. Eğer doğru değerlendirilebilirse ve yönlendirilebilirse Türkiye’de tasarımcı eksikliği de yok. Yeter ki “kendi” gibi algılanabilsin. Bu coğrafyada kalmayı ve burada üretmeyi tercih etmiş tasarımcılar, bu büyük komplekse rağmen bir şeyler yapıyorlar bir şeyleri değiştirebilmek adına. Ancak, ne yazık ki birçok iş gerçek değerini bulamıyor. Maalesef teşvikler de yaratıcılık üzerinden yapılacak ihracata yönelik değil. Ayrıca tasarımcılar arasında hala bir kategorizasyon da bulunmuyor. Hala birbirine karıştırılıyor. Tasarımcıyım diyen herkes aynı kefeye konuyor ve hiç bir eleme yapılmadan birlikte değerlendiriliyor. Daha ikinci defilesini yapmamış tasarımcı, acemilikten profesyonelliğe geçtiğini iddia ediyor. Ve bu kişi hiç eleştirilmeden profesyonel olarak anılıyor. Burada biraz da sizlere görev düşüyor. Övgüde çoğu zaman çok cömert olunması yanlış yönlendirmelere sebebiyet verebiliyor. Bir diğer önemli konu da fikir ihracatı. Biliyor muydun, yurtdışına verdiğim danışmanlıklar ihracata girmiyor! Sadece ürün satıyorsanız ihracat yapıyor oluyorsunuz! Hedeflenen aslında tasarım fikrinin ihracatı iken, bunu gerçekleştiren ihracat yapmış sayılmıyor. Bu konuda muzdaribim.
Türkiye’deki Moda’nın iyi tasarımlardan sonra başka sorunları da var. Bunlara da değinmek lazım…

Moda sektörü hakkında söyledikleri daha yolun ne kadar başında olduğumuzun göstergesi… Hatice Gökçe’ye bu yoğun günlerinde zaman ayırdığı için çok teşekkür ediyorum.