Italya seyahatinden notlarla başlıyorum. İlk durağımız modanın başkentlerinden Milano! Bence fazla gri ve snob bir şehir. Ve üzgünüm ama fazla ruhsuz. Güzel giyimli kadınlar, özel dikim takımlı adamlar, lüks mağazalar, vespalar, minicik arabalar, adım başı rastlanan iç giyim ve çorap mağazaları, çiçek dolup taşan balkonlar ve süslü tarihi binalar bu şehri özetleyen kelimeler…. Hava fazlasıyla soğuktu dolayısıyla giydiklerimi sizinle paylaşamıyorum mont, çizme, eldiven ve bereden gözükmeyen ben:) Bence Milano’yu özetleyen kareler aşağıda. Olur da okumak isterseniz, fotoğafların sonunda uzun uzun Milano yazısı bulacaksınız…












  • Vücudumu saran ve beni hasta eden virüslere rağmen yine de heyecan ve çoşkuyla Milano- Bergamo havaalanına gelince şehre nasıl varıcağımız konusunda endişelerimiz son bludu çünkü kapıdan çıkar çıkmaz Stazione Centrale’ye giden shuttle ofislerini görüyorsunuz. Birer bilet aldık ve ghettolardan geçerken Milano’nun varoşlarına göz atma fırsatı yakaladık.
  • Otelimiz tren istasyonuna çok yakındı dolayısıyla ilk iş bavullarımızı bıraktık ve otelden bir harita alıp nereleri gezebilceğimiz konusunda fikir danıştık. Gitmeden önce italyanların ingilizce bilmediğini ve pek yardımsever olmadığını okuduk ama seyahat boyunca gördük ki pek de doğru değilmiş. Harita fazlaca korkutucu, karışık ve heryer uzak gözükse de sonradan anlıyoruz ki sokakları arşınlamak en keyiflisi. Metro ağı heryere ulaşmış ama boşverin yürüyerek şehri tanımak en iyisi.
  • Milano’da görülecek ilk yer olarak Duomo’yu duymuşsunuzdur. En eski gotik katedrallerden biri. Gerçekten hayranlık uyandırıcı, bakmaya doyamıyorsunuz ve kafamızda dolaşan milyonlarca soruyla kasvetli ve görkemli iç mimarisini geziyoruz. Diğer görülecek yerler de Duomo’nun çok yakınında. Tüm yollar Duomo’ya çıkıyor denebilir.
  • Ardından meşhur kalesi Castello Sforzesco’ya yürüyoruz. Bildiğimiz kalelerden biraz farklı. Arkasından kocaman bir park var, görülmeye değer.
  • Duomo’ya giden cadde Buenos Aires üstünde pek çok markaya rastlamak mümkün. Zara, H&M imparatorluğu burda da hüküm sürüyor, Mango’ya pek rastlanmıyor. Her 3 dükkandan biri Intimissimi ve calzedonia desem abartmış olmam. Yine bu caddenin çok yakınında Monte Napoleone ise lüks markalar caddesi.O bildiğimiz şık Italyanları burada alışveriş yaparken görebilirsiniz. Armani ya da Ferragamo gibi Italyan markalarının burada ucuz olduğu gibi kanıya kapılmayın fiyatlar el yakıyor, bakmaktan öteye geçemiyorum:)
  • Milano’da daha doğrusu diğer gittiğim şehirlerde de hiç alışveriş merkezi yok! Yani bizdeki gibi sonradan inşa edilen. Eski tarihi han gibi yerlerin için de seçkin markalar dükkan açmışlar. Duomo’nun çok yakınında Galleria Vittorio Emanuele bunlardan biri.
  • Ve beni en şaşırtan hadiseye geliyorum. Milano’da sadece bir tane Starbucks varmış! Etrafta ne starbucks, ne caffe nero, ne de gloria jeans gibi kahveciler var. Gidip bir cafede oturmak burada gelenek olmuş. Ve fiyatları görünce Istanbul’un ne kadar pahalı olduğunu anlıyorsunuz. Çünkü en turistik meydanında en güzel restoranında fiyatlar bizim midpoint ayarında.
  • Ben Milano’yu pek sevemedim. Belki beklentilerim fazla yüksekti ve bu yüzden hayal kırıklığına uğradım. 6 gün 4 şehir gibi bir plan yapınca bavul kapatmaktan, bavul çekmekten bitap düştüm. Bir de bunun üstüne tüm şehirleri yürüdüğümü düşünün ve yorgunluğuma hak verin:) Ama her şehri tamamıyla gezdik fazlası can sıkıcı olabilirdi. Sonraki durağımız Venedik, denizin gelini…