Sabah erkenden Marsilya’dan ayrılıyoruz. İstikamet Saint Tropez! Yol üstünde Hyeres ve Toulon’a da uğramadan geçmiyoruz. 2 küçük sahil kasabası… Fazla oyalanmadan oralardan ayrılıp St. Tropez’ye geçiyoruz. Yollar dar ve çok virajlı… St. Tropez’nin girişinde kocaman bir Chanel köşkü görünce anlıyoruz ki gelmişiz:)

Önce plaja koşuyoruz. Upuzun bir sahil, masmavi bir deniz… Ufukta süper lüks yatlar. Etrafta beachler ve halk plajları yanyana. Herkese göre bir şeyler var. Bolca üstsüz güneşlenen teyzeler var. Bizdeki gibi fazla abartılı kadınlar yok. Şıklar ama denize makyajlı giren türden değil…

St. Tropez’ye kadar gidip denize girmeden dönüyorum. Onun yerine gözümüze kestirdiğimiz bir yerde keyif yapıyoruz. Fiyatlar çok uçuk olmasa da diğer yerlere göre oldukça pahalı. Bir şişe suya 5,5 euro verdik desem ne demek istediğimi anlarsınız:)

Sonrasında St. Tropez’nin sokaklarını gezmeye koyuluyoruz. Liman yine harika yatlarla dolu. Küçük dar sokaklarında tüm o bildiğimiz markalar kocaman mağazalarıyla karşımıza çıkıyor. Burası küçük bir turist cenneti…

Dönüşte trafiğe takılıyoruz. Günübirlikçiler evlerine dönüyor:)

St. Tropez’ye kadar gidip Port Grimaud’ya uğramadan olmaz. Burası Fransız Venedik’i. Küçük kanallar, köprüler yaratmışlar. Etrafında restoranlar, dükkanlar… Venedik’i gördükten sonra bu yapay Venedik pek tat vermiyor:) Akşam yemeğimizi bu küçük limanda yiyip gece Nice’e yola çıkıyoruz. Yarın Nice ve çevresini geziyoruz. Coco Chanel’in ünlü parfümü No:5’i yarattığı Grasse ve küçük ortaçağ kasabası Eze! Devamı yarına…