Pazar sabahı gözümüzü ciğercide açıyoruz. Silvan yolu üzerinde Ciğerci Ferman Usta… Ciğer yemem hatta sabah kahvaltısında hiç yemem dedim ama boşa konuşmuşum, hepsini yedim:) Günde 3 öğün et yiyip Dukan diyeti yapmanın yolu Diyarbakır’dan geçiyor!

_MG_0536 _MG_0540

Upuzun bir yoldayız, bitki örtüsü sürekli değişiyor, kurak topraklar da var yemyeşil ovalar da… Batman’da yol üstünde petrol çıkaran at kafalarını sıkça görebilirsiniz. Bu sefer istikamet Malabadi köprüsü… İsmini çok duyup nerede olduğu konusunda bir fikrim olmadığını itiraf etmeliyim, insan gidip görmeden öğrenemiyor. Köprüyü görünce diğer köprülerden farkını hemen ayırt edebiliyorsunuz, köprünün açıklığı dünyadaki taş köprüler içinde en büyük açıklığa sahip. Hatta Evliye Çelebi seyahatnamesinde köprünün açıklığına Ayasofya’nın kubbesinin sığacağını belirtmiş. 1147 yılında inşa edilen köprünün o dönemde modern statik kavramları bile yokken nasıl inşa edildiği gerçekten merak konusu. Bosna’daki Mostar köprüsüne benzetenler oldu ki evet Mostar 400 yıl sonra yapılmış ama ikiz köprüler olarak kabul edilirmiş. Köprünün altındaki dehlizlerde yolcular konaklarmış, hatta daha köprüye gelmeden kilometreler önce atların ayak sesleri işitilirmiş bu dehlizlerden…

_MG_0541 _MG_0551 _MG_0561

Malabadi’yi geride bırakıp Hasankeyf’e doğru yola çıkıyoruz. Hasankeyf bizi uzaklardan karşılıyor. İnsanlığın en eski yerleşim yerlerinden biri… Mağaralara oyulmuş antik kent, Dicle’nin usul usul süzülüşü ve Roma köprüsü kalıntıları görülmeye değer. Önce çarşının içinden geçiyoruz sonra tepeye tırmanmaya başlıyoruz. Tepeden bir başka güzelsin Hasankeyf! Uzaklara yapılan toplu konutlar göze çarpıyor, baraj projesi şimdilik rafa kaldırılmış ama halkın taşınacağı evler çoktan yapılmış.

_MG_0576

Sağlı sollu her yer kafe. Biz Yol Geçen Hanı isimli bir mekanda karar kılıyoruz. Şansımıza çok güzel bir terası var. Hava gezimiz boyunca sıcaktı ama hep bir esinti var insanı bunaltmıyor. Limonatalarımızı, çörçillerimizi, kahvelerimizi söylüyoruz Hasankeyf manzarasının tadını çıkarıyoruz. ‘Bırakın Hasan keyfine baksın’ yazan şekerlik sanırım her şeyi anlatıyor…

_MG_0580 _MG_0582 _MG_0590 _MG_0591 100CANON

Elbise: Vivikes, Saç aksesuarı: Excusez Moi, Kemer: Zara, Sandalet: Derimod

_MG_0616

Hasankeyf umarım sular altında kalmaz, buna izin verilmez dilekleriyle ayrılıyoruz. Sırada Midyat var. Oturur vaziyette defnedilmiş din adamlarının olduğu Mor Abraham kilisesiyle başlıyoruz. Midyat’ın 23 km uzağında asıl görülmesi gereken Mor Gabriel Manastırı var ki biz ona yetişemiyoruz 5’te kapanıyormuş. Arabayı park edip Midyat’ta dolaşmaya başlıyoruz. Yeni gelen her arabaya koşan çocuklar var hepsi yol göstermek Midyat’ı anlatmak için birbirleriyle yarışıyor. Yerli halk kapılarının önüne koydukları sandalyelerde muhabbet ediyor.

_MG_0621

Kime sorsanız Sıla Konağı’na gidin diyor. Sonradan öğreniyoruz ki Sıla dizisi buarada çekilmiş o yüzden aslında Devlet Konuk Evi olan konağın adı Sıla Konağı kalmış. Diziyi bir kez bile izlemediğimiz için bize tanıdık gelmiyor ama kat kat merdivenleri balkonları ve manzarasıyla çıkılmaya değer.

Eski Midyat’ı geride bırakıp yeni yerleşim yerinin olduğu çarşıya gittiğimizde yine bol bol kuyumcu ve Süryani şarabı satan yerlerle karşılaşıyoruz. Ben bu seyahatten yöreye özgü bir şeyler almak konusunda maalesef mutsuz ayrıldım. El işçiliği gümüş haricinde heryerde aynı çiçekli desenli şallar, poşular maalesef kötü tasarlanmış magnetler ve Çin’den getirilmiş hediyelikler dışında bir şeye rastlayamadım. Varsa bildiğiniz burada bu vardı, bunu da görmeden gitmişsin dediğin şeyler lütfen benimle paylaşın.

_MG_0624 _MG_0625 _MG_0637

Hava kararmaya başladığında Midyat’tan çıkıyoruz, Mardin’e uzaktan el sallıyoruz ve Diyarbakır’a geri dönüyoruz. Akşam kebap geleneğimizi bozmuyoruz ve Dedecan’a gidiyoruz. Sonrasında ise bence Diyarbakır’ın en güzel mekanı Sülüklü Han’a gidiyoruz. Eskiden ortadaki kuyudan tedavi amaçlı kullanılan sülükler çıkarıldığı için bu isim verilmiş. Açık hava, tarih kokan atmosfer, lezzetli Süryani şaraplar ve kahveleri bu mekanı güzel kılıyor.

_MG_0641

Pazartesi sabahı, İlker ve Şebnem’i uğurlayıp Çağkan’la Eğil yollarına düşüyoruz. Bugün bulutlar eşlik ediyor bize ve upuzun ince bir yolda seyahat ediyoruz. Yol hiç bitmeyecekmiş gibi, sonsuza uzanıyor sanki. Peygamberler diyarı deniyormuş buraya Peygamber ve kral kabirleri var. Gerçekten doğa manzarası harika.

_MG_0646 _MG_0651

Meğer o tüm yol bize eşlik eden bulutlar yağmur getiriyormuş da haberimiz yokmuş. Birden hepsi simsiyah oluyor ve kuvvetli bir fırtına bastırıyor. Diyarbakır’a geri dönüyoruz bu sefer soluğu Sanayi’deki Yusuf Usta’da alıyoruz. Tasta ev yapımı yoğurt getiriyorlar ve kendi ayranımızı kendimiz yapıyoruz. O sırada etleri şişe dizip pişiriyorlar ve bu salaş mekanda lezzetli kebaplarımızın tadını çıkarıyoruz.

Günlerdir herkesin Hasanpaşa Hanı’na git mutlaka öğütlerini dinleyerek Çağkan’la kahvelerimizi içmek üzere Hasanpaşa Hanı’na giriyoruz. Burası geniş avlulu, balkonlu, içerisinde kafelerin, hediyelikçilerin, devam eden koridorlarında kuyumcuların olduğu gerçekten keyifli bir han. Her yerde Dibek kahvesi okudum ama içmek nasip olmadı hiçbir yer yapmıyormuş, biz de Türk kahvelerimizi içip ayrılıyoruz.

_MG_0660 _MG_0661

Sur içinde sokaklarda gezmeye başlıyoruz. Sokaklar çok sürprizli nerede ne çıkacağı belli olmuyor gerçekten. Akşamına lahmacun yemek için Buket’e gidiyoruz. Yediğim en güzel lahmacunu burada yedim diyebilirim. Dönüşte evdekilere tatlı götürmek için Şeyhmus Alto’yu tercih ediyorum. Çok fazla tatlıcı var ve insan gerçekten seçim yapamıyor. Bol bol baharat aldım Burcu Baharat’tan. Onun haricinde Cahit Sıtkı Tarancı’nın evini görmeye gittik ama kapalıydı. Kervansaray oteli gezmeden gelmeyin dediler ama vakit bulamadık. Onun haricinde Gazi köşküne gitmeyi çok isteyip gidemedim ve döndüğümde Ziya Gökalp’in evinin olduğu müzenin olduğunu öğrendim ki fotoğrafları çok güzel gözüküyor. Gidip de gezecek olanlar akıllarında bulundursun.

_MG_0668 _MG_0675

Kısa ama bol bol gezdiğimiz turumuz burada sonlandı. Gerçekten insanın kendi topraklarında gezmesi, tarihini öğrenmesi, yeni yerler keşfetmesi çok keyifli. Her fırsatta yurtdışı tatili ayarlamadan önce artık bir kez daha düşünmeye karar verdim. Bir de nereye gidersen git yanında sevdiklerin varsa her şey çok daha güzel oluyor. 26. yaşıma arkadaşlarımla yeni yerler gezerek, görerek girdim. Dilerim her yaşım bu kadar keyifli olur…