Trip

Shopping in Vienna {Viyana’da Alışveriş}

Viyana’da alışveriş’in merkezi Stephenplatz meydan ve Hofburg Sarayı çevresindeki caddelerde konuşlanmış. Bildiğimiz tüm markaların mağazaları var buarada. Farklı olarak Forever 21’in kocaman bir mağazasını bulabilirsiniz.

Daha butik, tasarım ya da el emeği ürünler arıyorsanız rotanızı Mariahilfer Strasse ve bu caddeyi kesen Neubaugasse, Lindengasse gibi sokaklara çevirmenizde fayda var. MariaHilfer upuzun bir cadde, yine ünlü markaların mağazalarına rastlayabileceğiniz, aynı zamanda aylar olmasına rağmen çoktan yılbaşı temasına geçmiş dekorasyon mağazalarıyla da bizi cezbetmeyi başaran güzel bir cadde. Interior ve Buttlers uzun vakit geçirecebileceğiniz, türlü hediyeler alabileceğiniz, sonra almadan çıktığınız şeyler için üzüleceğiniz dekorasyon mağazaları…

Kıyafet olarak beni pek tatmin eden mağaza olmadı diyebilirim. American Apparel yine cadde üzerinde dikkatinizi çekebilir. Sokak aralarında gördüğünüz butiklerin bazılarında fiyatlar çok yüksekken, kimilerinde oldukça uygun şeyler bulabilirsiniz.

Mariahilfer Caddesi’ne gitmek için Museum Quartier’nin önünden giden yoldan içeriye dönmeniz yeterli.

Fotoğraf çekme fırsatım olmadı ama cumartesi günleri Naschmarkt’ta Bit pazarı kuruluyor. Eskiye meraklıysanız gidip görebilirsiniz.

Bir de tekrar hatırlatmak isterim ki Pazar günü heryer kapalı. Haftaiçi ve cumartesi günleri ise 6-6.30 gibi tüm dükkanlar kapanıyor. Dolayısıyla alışveriş saatlerinizi ona göre ayarlamanız da fayda var:)

The shopping area of Vienna is around Stephenplatz and Hofburg Palace. You can see all the brands’ shops there. But if you are looking different things, design shops, little vintage boutiques, you should go to Mariahilfer Street and Neubau district. Mariahilfer is a long, nice looking street with lots of shops, cafes and restaurants. I like the home decorations shops, Interior and Buttlers. If you go there around Christmas, you will see the lovely Christmas decorations at all the shops. Visit the little shops around Mariahilfer Strasse. Neubaugasse and Lindengasse are some of the streets that you can find design shops. 

Don’t forget, all the shops are closed on Sunday! And during the weekdays they close at 6-6.30 o’clock. Plan your shopping times according to this:)

_MG_9628 _MG_9629 _MG_9630 _MG_9634 _MG_9636 _MG_9639 _MG_9640 _MG_9641 _MG_9642 _MG_9643 _MG_9644 _MG_9645 _MG_9646 _MG_9647 _MG_9648 _MG_9649 _MG_9650 _MG_9651 _MG_9652 _MG_9653 _MG_9654 _MG_9656 _MG_9658

 

Bir sonraki postta Budapeşte ve Bratislava’yı da gezip turumuzu bitiriyoruz:)

Vienna Trip {Viyana Gezi Rehberi}

Uzun bir bayram tatilinin ardından tekrar merhaba! Umarım sizin tatiliniz de benimki kadar keyifli geçmiştir:)

Bayram tatili için rotamız Viyana- Budapeşte ve Bratislava oldu. Yurtdışı gezilerine turla gitmeyi tercih etmediğimz için önceden rotamızı, kalıcak otellerimizi, gezilecek görülecek yerleri bol bol araştırıp öyle gidiyoruz, ki bence böylesi çok daha keyifli oluyor.

Her tatil gibi bu da bulutların üstünde başladı. Hava durumu tahminlerine bakıp küçük bavullarımıza en kalın kıyafetlerimizi sığdırdık. Evet soğuktu hem de çok. 3. Viyana kuşatmasına niyetlenmiştik ki hava şartlarından dolayı ertelemekte bulduk çareyi:P

_MG_9213Viyana’ya öğleden sonra vardık. Ulaşım ağı çok geniş ve rahat olduğu için Naschmarkt civarındaki otelimize tren ve metro sonrasında kolayca vardık. Hava erken karardığı için çareyi şöyle bir şehir turu yapmakta bulduk. 1 ve 2 numaralı tramvaylara binerseniz şehirde kısa bir gezelim görelim turu atabilirsiniz. Toplu taşıma için önceden internetten 20 euroluk bilet aldık ve dolayısıyla tüm tatil boyunca bir şey ödemeden kullandık. Binerken herhangi bir şey vermiyorsunuz ama kontrole denk gelirseniz cezası epey caydırıcı, riske girmeye gerek yok:)

_MG_9229 _MG_9230 _MG_9248 _MG_9267 _MG_9270 _MG_9286

Şehirde kısa bir tur attıktan sonra Innere stadt yani şehir merkezine geliyoruz. Viyana’ya gelip de kahve içmeden dönmememiz gerektiğini öğrendiğimiz Cafe Hawelka’da kahvelerimizi keyifle içiyoruz. Viyana’nın meşhur kahvesi Melange’i (Melanj okunuyor) deneyin seveceksiniz. Pek turist canlısı bir kafe olmadığını söylemekte fayda var, garsonlar fazlaca ilgisiz ve belli ki her gün akın eden turistleri pek de sevmiyorlar. Atmosferin keyfini çıkarın, gerisini pek de dert etmeyin.

_MG_9287 _MG_9289 _MG_9290

Yüzük: Excusezmoi.co

_MG_9295

Hawelka’dan çıkıp meydanda biraz dolaşıyoruz. Akşam 6’dan sonra açık dükkan bulabilmek neredeyse imkansız. Hofburg Sarayı’na çıkan Kohlmarkt’ta dünyaca ünlü markaların mağazaları bulunuyor. Stephenplatz civarında da yine bir sürü markayı bulabileceğiniz alışveriş caddeleri var.

_MG_9297

İlk günün verdiği yorgunlukla yavaş yavaş otelimize dönüyoruz. Ertesi gün için enerji toplamak lazım:)

Ertesi gün gezimize Museums Quartier ile başlıyoruz. Eski ve yeni sanat ve müzelerin oluşturduğu binalar topluluğu… Ve hemen karşısındaki Maria Theresian meydanında birbirinin aynısı iki müze bulunuyor,  Kunsthistorisches Museum (Sanat Tarihi Müzesi), diğeri Naturhistorisches Museum (Doğa Tarihi Müzesi).

_MG_9627Müzeleri geçip devam ettiğinizde ise sizi Hofburg Sarayı karşılıyor. Gösterişten ve abartıdan uzak bu saray içerisinde birçok bölümden oluşuyor. Franz Josef ve Kraliçe Elizabeth (namı diğer Sisi) ‘in yaşadığı ve o dönemden kalma eşyaların sergilendiği bu sarayı gezmek 1 günüzü alabilir. Bizim bunun için yeterince vaktimiz yok. Sarayı dışardan gezip yolumuza devam ediyoruz. Josef’in heykellerine ve Sisi’nin tüm hediyelikçilerdeki fotoğrafına sık sık rastlayacağınızı da söylemeden geçmeyelim:)

_MG_9333 _MG_9334 _MG_9342

_MG_9343

Sırada Rathaus var, Belediye Binası… Neogotik tarzda inşa edilen bu binayı şehrin neredeyse çoğu yerinden görebilirsiniz. İhtişamı göz alıcı. Yaz aylarında avlusunda konserler ve festivaller düzenleniyormuş. Biz de önündeki kocaman parkta biraz zaman geçiriyoruz.

_MG_9335 _MG_9377Elbise: Zara, Gözlük: Excusezmoi.co , Çanta: Divarese

_MG_9353 _MG_9374

_MG_9401Biraz da şehir turu yaptıktan sonra bir zamanlar Yahudilerin yaşadığı ve sonrasında 65000 Yahudi’nin katledildiği Judenplatz’a uğruyoruz. Burada meydanda sizi bir anıt mezar karşılıyor. Yanıbaşında da müzesi… Tüylerimiz diken diken oluyor.

_MG_9440

Artık Viyana lezzetlerinin tadına bakmalıyız diyerek Cafe Krob’un yolunu tutuyoruz. Ben şnitzel hakkımı Figlmüller’e saklıyorum ama biftekli bir sandviçe de hayır diyemiyorum. Yemekler lezzetli fiyatlar biraz tuzlu. Meydandan gelip geçeni izleyip keyifli vakit geçirmek için güzel.

_MG_9442 _MG_9443 _MG_9444

Yemeğimizi yiyip yine Stephenplatz meydana dönüyoruz. Bu sefer istikamet Julius Meinl! Nefis kahveleri bir de yerinde içme zamanı. Melange’ıma bu sefer meşhur tatlıları Apfelstrudel eşlik ediyor, elmalı tart, pek benlik bir tatlı değil, sanırım çikolatasız tatlı benim için tatlı değil:) Burası şehrin en keyifli yerlerinden biri bence. Kahvemizi içip Julius’un marketinin yolunu tutuyoruz. Hemen yanıbaşında bir vaha duruyormuş adeta. Çikolatalar, kahveler, tatlılar içinde kendimizi kaybediyoruz adeta! Giderseniz mutlaka uğrayın.

_MG_9445 _MG_9446 _MG_9448 _MG_9450

Yine bir alışveriş turunun ardından otelin yolunu tutuyoruz.

Ertesi sabah gözlerimizi kahvaltı diye açıyoruz ve Cafe Museum’un kırmızı koltuklarına kuruluyoruz. Kruvasan ve kahve ritüelimizi bozmuyoruz. Yediğim en güzel kruvasanı burada yiyorum. Kahvaltı sunumuyla gönlümüzü, lezzetiyle midemizi fethediyorlar, biz de yumurtamıza çizdiğimiz adamla Viyana’yı:)

_MG_9466 _MG_9476

Mutlulukla dolduğumuz kahvaltının ardından merakla Kunsthaus Hundertwasser’i arayıp buluyoruz. Burası sanatçı Friedensreich Hundertwasser’in tasarladığı aynı zamanda kendi işlerinin ve başka sanatçıların eserlerinin sergilendiği bir müze. Gezerken uğranılası…

_MG_9502 _MG_9503

Sırada Prater var. Viyana’ya kadar gelip bu tarihi eğlence parkını ve parkın simgesi Riesenrad’ı (dönme dolap) görmeden olmaz dedik. Lunapark’a ulaşmadan önce upuzun ve her yeri sonbahar yapraklarıyla dolu parkta dolaşıyoruz.

_MG_9511 _MG_9533 _MG_9534

Sonra dönme dolabı görüyoruz uzaktan. Hava o kadar kötü ki adeta korku filmindeyiz, park terk edilmiş gibi. Niyetimiz zaten oyuncaklara binmek değildi. Önemli bir randevumuz var. Figlmüller saat 2’de bizi bekliyor:) Parkta dolaştıktan sonra karnımızdan gelen gurultular eşliğinde Şnitzel’e doğru koşuyoruz…

IMG_9570

İşte meşhur şnitzelci Figlmüller’deyiz. Kapıda upuzun bir kuyruk var, herkes içeri girme telaşında. Rezervasyonsuzsanız kuyruk beklemek kaçınılmaz. Biz gelmeden internetten rezervasyonumuzu yaptırdık ve yerimiz hazır.

Siparişlerimizi veriyoruz ve beklemeye koyuluyoruz. Patates salatalarımız eşliğinde kocaman şnitzellerimiz geliyor. Afiyetle yiyoruz, beklediğimize değiyor. Bence hizmet, yemek ve atmosfer herşey harika… Fiyatlar da makul. Viyena’ya kadar gidip bu lezzeti yaşamadan dönmeyin sakın! İki tane Figlmüller olduğunu da hatırlatalım. Biz daha yeni olan 2. şubeyi tercih ettik. Tarihi olanın da önünden geçerek saygı duruşunda bulunduk:P

_MG_9580_MG_9581_MG_9584_MG_9603_MG_9605_MG_9608

Fotoğraflara bakınca farkediyorum ki Viyana’ya yeme içe turizmine hizmet etmeye gitmişiz:) Bir lezzet patlaması, bir tatlı klasiği, bir ağızda tat bırakan, gördükçe ağız sulandıran tatlı Sachertorte! 1832 yılında Franz Sacher tarafından Prens Wenzel won Metternich için yaratılan Avusturya klasiği… Bu tatlıyı yemeniz gereken iki yer var. Birincisi tatlıyla aynı ismi taşıyan ve 1866 yılından beri hizmet veren Sacher Hotel, ikinci ise 1786 yılından beri pasta ve çikolatanın adresi Hofzuckerbäckerei Demel, kısaca Demel. Muhteşem vitrini ve Barok stili pasta salonuyla tercihimizi Demel’den yana kullanıyoruz. Bir tabak dolusu kremayla servis edilen Sachertorte’nin tadına doyamıyoruz. Seni çok özleyeceğim Sachertorte…

_MG_9659_MG_9664_MG_9665_MG_9667_MG_9668_MG_9669_MG_9670

Viyana gezimiz burada son bulmuyor, Budapeşte ve Bratislava’ya uğradıktan sonra Viyana’ya geri dönüyoruz.

Ama önce sırada Viyana’da alışveriş  postu var:)

France Trip : Monaco

Nice’deki 2. sabahımıza denize doğru koşarak başlıyoruz. Tüm sahil şeridi taşlık ama kimse halinden şikayetçi gözükmüyor, biz dışında tabi:) Denize girmesi ayrı, çıkması ayrı dert… Nice’in plajı ve deniziyle yıldızımız barışmıyor biz de Monaco’ya doğru erkenden yola çıkıyoruz. Her 15 dakikada bir Monaco’ya otobüs kalkıyor ve sadece 1 euro. 30-40 dakikada Monaco’ya varıyoruz.

The second day on Nice we wake up and ran to the beach, just in front of the hotel… But the beach was not sand and the rocks were not comfortable :/ After little swimming we set off for Monaco. Lovely luxurious little country with thousands of tourists! The best thing was Marine museum with so many fish kinds and Monte Carlo, where i felt that i’m on Monaco! 

Fransa seyahatimiz boyunca 5 kattan fazla bina görmemize rağmen Monaco’da her yer apartmanlarla kaplı… Ve beklenildiği üzere limandaki ultra lüks yatlar. Sokaklarda her 3 arabadan 2si Aston Martin gibi yalanlara inanmayın bizzat gördük öyle bir şey yok:)

Sokakları Grace Kelly’nin resimleri süslüyor, hala seviliyor. Cannes’a gittiğimizde öğreniyorum ki Grace Kelly bir film çekimi için geldiği Cannes’da prensle tanışıyor ve masal orada başlıyor.

Monaco’nun 30bin nüfusu o günkü turistlerle 2 katına çıkmıştır herhalde. Turist kafileleri sinir bozucu boyutta. Yerli halk şikayetçi midir diye düşünmeden edemiyoruz.

Monaco’da 2 saatimizi deniz müzesinde geçiriyoruz ve girdiğimize pek mutlu oluyoruz. Kocaman bir akvaryum ve yüzlerce çeşit balık… Kayıp balık Nemo ve ailesi de orada yaşıyor:P


Kısa bir süre önce evlenen Monaco prensi Albert ve Charlene’in düğün hikayesi de müzenin bir kısmında sergileniyor. Düğün davetiyelerinden, nikah şekerlerine, Charlene’in Giorgi Armani gelinliği ve prensin damatlığına kadar…

Ve asıl olay mahalline varıyoruz. Monte Carlo Casino! Buraya varınca Monaco’da olduğunuzu anlıyorsunuz. Süper lüks arabalar, etrafta şık bayanlar, moda devlerinin mağazaları ve arp çalınan restoranlar:)

İçeriye girip şöyle bir geziyoruz. Daha ileriye gitmek için ayak bastı parası ödemek gerekiyor. Bahisler kaç bin eurodan açılıyor göremiyoruz:)

Monte Carlo’dan dünya çok da farklı gözükmüyor:P

Monte Carlo’nun yanı başındaki Cafe de Paris buranın en hit mekanı. Yol kenarında bir masa kapmak mümkün olmasa da oturup Monaco’nun tadını çıkarmak lazım. Bunu diyeceğim aklıma gelmezdi ama Monaco’da bile fiyatlar abartı değil.

Monte Carlo’ya giremedim ama yanıbaşındaki casinoda da oynamadan gitmedim. Evet o gün yol paramı verecek kadar kazandım:P

Bundan sonraki durağımız Cannes!

France Trip : Nice, Grasse, Eze

Gece geç saatlerde geldiğimiz Nice’i göremeden, sabah çevredeki bir kaç yeri ziyaret etmeye karar veriyoruz. İlk durak parfüm endüstrisinin doğduğu Grasse! Cannes ya da Nice’e kadar gidip Grasse’a uğramadan dönmek olmaz. Parfüm müzesi ve butik gezilmeye değer… Çiçek kokulu parfümlerden, sabunlardan almadan çıkmanız zaten imkansız. Fiyatları da bildiğimiz parfüm fiyatlarından çok çok ucuz. Sebebi ise kendileri üretip satıyor olmaları ve moda endüstrisinin esiri olmamaları tabiki:)

Chanel’in en meşhur parfümü No:5 ‘in de Grasse’da yaratıldığını biliyor muydunuz? Coco Chanel, ”Nose” yani burun diye adlandırılan çok ünlü koku yaratıcısı Ernest Beaux’dan bir koku yaratmasını istiyor. 1’den 5’e kadar ve 20’den 24’e kadar yaratılan koku dizisinden Coco Chanel 5 numaralı olanı seçiyor ve o meşhur No:5 Grasse’ta doğup tüm dünyaya yayılıyor.

We wake up very early on that morning for Grasse! This is where perfume industry has begun. Even Coco Chanel asked Ernest Beaux (”Nose”) to create a scent. He presented her with two series of tests numbered from 1 to 5 and from 20 to 24. Coco Chanel chose number 5, which went on to become the famous Chanel No:5. After that we set off for Eze, the little Medieval village. And beautiful Cap Ferrat! After going back to Nice, we cooked at the hotel and had a really nice dinner. Then it was time for the casino Ruhl! It was my first time on the casino and i loved it! So much fun until i lost everything:) 

Grasse’dan sonra sırada küçük ortaçağ kasabası Eze var. Yol üstünde Cap Ferrat manzarasına hayran kalıp dönüşte oraya da uğramaya karar veriyoruz.

Minik taş evleri, merdivenleri, restoranları ve muhteşem manzarasıyla Eze’yi pek seviyoruz:)

Eze’ye çıkarken tepeden gördüğümüz yarımadaya iniyoruz dönüşte. Artık tüm Fransa sahili için geçerli olan güzel sahil ve yatlarla dolu liman klişesi burada da bozulmuyor:)

Sokaklarda modern sanat heykellerini pek seviyorum.

Artık Nice’e dönüş ve arabamıza veda etme zamanı… 2 gün boyunca bize harika vakit geçirtiyor ama artık ihtiyacımız kalmıyor.

Nice’deki otelimiz sahile çok yakın ve diğer kaldığımız otellerden farklı olarak devremülk kıvamında içerisinde mutfağı ve tabak çanak dahil her türlü ihtiyacımızı giderecek şey var. Biz de bu akşam yemeğini Nice manzaralı balkonumuzda yapmaya karar veriyoruz:) Menü çok zengin:p

Nice’e kadar gidip Casino Ruhl’a gitmeden olmaz! Nice’in en büyük kumarhanesi. İlk başta meraktan girip sonra kendimi iyice rulete kaptırıyorum. Evet o gün şanssız günüm ve kayıpta çıkıyorum casinodan. Ama erkek arkadaşım yüzümü kara çıkarmıyor ve benim kaybettiklerimi de kazanıp casinodan zengin ayrılıyor:P

Nice’in meydanını bu kadar hareketli görünce seviniyoruz. Herkes sokaklarda, meydan cıvıl cıvıl… Yaşayan şehirleri seviyoruz, biz de ayak uyduruyoruz. Ve Nice’te bir akşamı böyle bitiriyoruz. Sonraki gün Monaco masalı…

France Trip : Marseille 2

Merak edenleriniz olmuş turla mı gittik diye. Geçen sene İtalya tatilimizde olduğu gibi bu senede her şeyi biz ayarladık. Gideceğimiz şehirleri seçtikten sonra internetten seçtiğimiz yerlerle ilgili araştırmalar yapıyoruz. Ardından tripadvisor.com yardımıyla bütçemize uygun otel seçip, daha önce gidenlerin yorumlarını okuyoruz. Merkeze yakınlık, temizlik gibi unsurlar en önemlileri… Ve kendimiz plan yaptığımız için spontane kararlar alabiliyoruz. Marsilya’dan araba kiralayıp geze geze Nice’e gitmek gibi:)

Marsilya’da 2. günümüze güzel bir kahvaltıyla başlıyoruz. Fransa’da kahvaltı demek kruvasan demek, güzel sandviçler, paniniler demek:) Zeytinyağlı, kuru domatesli, mozarellalı sandviçler hala aklımda…

The next day on Marseille was very fun. We started with a delicious breakfast with italien sandwich. Then we were headed to Palais de Longchamp which was not a real palace actually a museum and a huge garden behind. After that the next stop was the shopping area that was very close to the port. On the afternoon the best ting to do was a one hour boat trip to islands! Then we decided to rent a car for the next two days! The destination was St. Tropez!

Marsilya’da görülecek en önemli yerlerden biri de Longchamp Sarayı… Bizdeki saray mantığından bir hayli uzak, bahçesinde çocukların oynadığı bir tarafı tarih bir tarafı güzel sanatlar müzesi olan ihtişamlı bir yer burası… Arkasında ise sabah sabah insanların koştuğu genişçe bir parkı var. Gidilip görülmeye değer…

Sonrasında sokaklarda dolaşmaya devam ediyoruz. Şehirde yorulmadan gezinti yapmak için tramvay iyi bir seçim…

Limanın paralelinde kocaman bir alışveriş caddesi var. La fayette’den tutun da minik butiklere kadar… Çikolata dolu vitrinler ise bakmaya doyulamayacak kadar güzel…

Öğleden sonra ise Marsilya’yı bir de denizden görelim istiyoruz. 1 saatlik bir tekne turu yapıyoruz. Marsilya’nın hemen açığında Monte Kristo kontuyla ünlenen If şatosu ve 2 minik ada var. Tekneyle uzaktan bir göz atıp dönüyoruz.

Ertesi sabah Marsilya’dan Nice’e doğru yola çıkacağız ama trenle gitmek yerine araba kiralama şansımızı denemek istiyoruz. Araba kiraları umduğumuzdan çok daha yüksek 2 günlüğüne 350 euro ödüyoruz ama karşılığında 7 kişilik bir arabamız oluyor:) Arabayla Marsilya turu yapıyoruz ardından Notre Dame’ı bir de gece görelim diyoruz ve Marsilya’ya son bir kez bakıp sabahki yolculuğa hazırlanmak için otelimize dönüyoruz. İstikamet merakla beklediğimiz Saint Tropez!

France Trip : Marseille 1

Bu sabah saat 4te bol türbülanslı bir yolculuğun ardından evime kavuştum. Bavullar açıldı, yorgunluk atıldı blogun başına oturuldu:) Hazırsanız Fransa ve İsviçre gezimizi anlatmaya başlıyorum.

Cumartesi gece ilk durağımız Marsilya’ydı. Yine bir gece uçuşu ve şehre uzak havalimanı sorununu çözmek için en iyi çare havalimanı otelinde konaklamak oldu. Pazar sabahı erkenden kalkıp limana yakın otelimize yerleşmek için yollara düştük. Havalimanı servisi tren garına getirdikten sonra elimizde bavullar Marsilya’nın çirkin metrosuyla mahallemize vardık. Bizi ilk karşılayan eski taş binalar ve o bayıldığım süslü, narin Fransız balkonları oldu. Tabi bir de kapalı kepenkler. Günlerden pazar ve hiç bir yer açık değil. Şehre şöyle bir göz atmak ve tarihi yerleri gezmekten başka şansımız yok.

This morning at 4 am i finally arrived home! It was a long and tiring journey or should i say ‘holiday’? Our first stop was Marseille. We arrived there on sunday so everywhere was closed. The best thing to do was sightseeing so we did. Vieux port, cathedrale la  major and notre dame de la garde are best places to see. The view from Notre Dame is great you saw the Marseille 360 degree. Altough we read that it was a dangerous city, nothing happened. Sometimes at night it could be scary but actually it was a nice city. Our next day on the city was better. Wait for the next post!

Marsilya’ya gitmeden önce internetteki araştırmalarımızda çok tehlikeli bir yer olduğunu defalarca okuduğumuzdan olsa gerek korktuğumuzu itiraf ediyorum. Geceleri boş sokaklardan geçerken ürpersek de yazılanların fazla abartıldığını anladık. Çok fazla göçmen var ve hiç tahmin etmediğimiz şekilde güzel caddeler bir anda gettoların varoş sokaklarına çıkabiliyor.. Nerelerde dolaştığınıza dikkat etmekte fayda var.

Marsilya’da gezilip görülecek her yer Vieux Port yani eski liman çevresinde. Kocaman dikdörtgen bir liman ve sahil kenarında restoranlar, güzel sokaklar, mağazalar… Boylu boyunca yürüyüş için ideal.

Limanı ilk gördüğümüzde güzel tekneler göz kamaştırsa da gezinin ilerleyen günlerinde gördüklerimizin yanında lafı bile edilemeyeceğini anlıyoruz:)

Kaldığımız otellerde harita isteyip nereleri gezebileceğimize dair bilgi alıyoruz. Şehrin iki büyük katedrali var. İlki limanın kıyısındaki Cathedrale la major, ikincisi ise tüm şehri görmenizi sağlayacak kadar yüksekteki devasa Notre Dame de la garde…

Sokaklardan aşağı kaptırdığınızda kendinizi tüm yollar limana çıkıyor. 7 kişilik ekibimiz tatilin ilk günlerinde keyif ve neşe dolu gözükse de sonrasında Fransa bizi çok yordu:)

Karşı tepede görünen Notre Dame de la Garde’a doğru yola çıkıyoruz. Küçük tren ya da otobüsler limandan katedrale turistleri taşıyor.

Notre Dame’ın manzarasına hayran kalıyoruz. Tüm şehir ayaklarımızın altında… Mimarı olarak etkileyici hiç bir yanı bulunmasa da 360 derece Marsilya’yı görmek için çıktığımıza değiyor.

Akşam ise yine limanın kıyısındaki restoranlardan birini seçiyoruz. Maalesef restoranlarında hiç birinde ingilizce menü bulamıyoruz.  Garsonların da ingilizce dağarcığı kısıtlı olunca yemek seçmek hayli sıkıntılı oluyor. İlk akşam hiç de hoşnut olmadığımız yemeğimize yüksek bir fiyat ödeyerek otelimize dönüyoruz. Bizi mutlu eden tek şey güzel kıvamlı Creme Brulee oluyor:)

Marsilya’da ilk günümüz böyle bitiyor. Bir sonraki postta bol fotoğraflı bol eğlenceli bir yazı geliyor:)