Trip

Selanik seyahati

Selanik seyahati

Kalbimizde hafif bir sızıyla Thassos’u geride bırakıyoruz. Feribottan arkamızı dönüp son bir kez bakıyoruz Thassos’a ve Selanik yoluna çıkıyoruz. Yoksa Thessaloniki mi demeliydim? Evet söylemesi oldukça keyifli Te-Sa-Lo-Ni-Ki! Bu sefer yolda bize ayçiçekleri eşlik ediyor, bir de o pek sevdiğim bulutlar…Adadan yaklaşık 3 saatlik yolculuğun sonunda Selanik il sınırına varıyoruz. Şehrin girişinde nereye düştüm böyle demekten kendimizi alamıyoruz, kocaman çirkin ruhsuz gri binalar bizi karşılıyor. Deniz tarafına doğru ilerledikçe binalar güzelleşiyor, tarihi dokular göze çarpıyor, deniz kokusu gelmeye başlıyor…

Devamını Okuyun… / Read More…

Diyarbakır-Mardin-Midyat-Hasankeyf Seyahati – 1.gün

Diyarbakır-Mardin-Midyat-Hasankeyf Seyahati – 1.gün

Bu sene doğum günümde bir değişiklik yapıp şehirden uzaklaşıyorum. İstikamet Türkiye’nin gizemli doğusunu keşfe çıkmak için Diyarbakır! Ben aslen Elazığ’lıyım doğu kültürüne genlerim itibariyle çok da uzak değilim sanırım bu yüzden adapte olmam benimsemem hatta kendimi buralara ait hissetmem belki ondandır. Çağkan iki senedir iş için Diyarbakır’da yaşıyor dolayısıyla bir bilenle gezmek tabi ki çok daha rahatlık oluyor bizim için. Antalya’daki kuzenim İlker de 3 günlük tatili fırsat bilip bize katılıyor. Buraya kadar herşey seyrinde giderken Cumartesi sabah aniden Şebnem de bize katılıyor. Meğer haftalardır planlanmış, gelemiyorum rolleri oynanmış ben hariç duymayan kalmamış:) Ekip tamamlandığına göre geziye başlayabiliriz!

Devamını Okuyun… / Read More…

Paris Trip by L’oreal Paris

Geçen hafta bu saatlerde boarding kartımı almış, Paris’e gidecek uçaktaki yerimi almak üzere pasaport kontrolünden geçiyordum. Paris benim için hep gitmek isteyip, bir kenarda beklettiğim bir şehirdi, hayallerimin şehriydi ve öyle de kalmalıydı. L’oreal Paris’in Türkiye ekibi tarafından, güzellik kongresine gelmek ister misin denildiğinde tabi ki karşı koyamadım! Geçirilecek harika vakit, kalınacak muhteşem bir otel ve yaşanacak unutulmaz dakikalar olacaktı… 3 günlük seyahatte Paris’in sanırım en güzel yerlerini gördüm. Döndüğümde tadı damağımda kalmıştı, belki de bu yüzden hala hayallerimin şehri olmaya devam ediyor.

7 kişilik ekibimizle beraber Charles de Gaulle havaalanına indiğimizde Fransız şoförümüz bizi karşıladı. Otelimize gelmemiz yaklaşık 1 saati bulsa da karşılaştığımız manzara muhteşemdi! Paris’in en güzel oteli Shangri-La kapılarını açmış bizi bekliyordu! Daha önce Napolyon’un yeğeni Prens Roland Bonaparte’nin evi olan ve Napolyon’un Eiffel’i izlemeyi en sevdiği yer olan tarihi bina bizim otelimizdi!

Tam ekran yakalama 3.11.2013 201051.bmp

Otelin ihtişamlı mimarisi ve dekorasyonundan gözlerimi alamadan odama geldiğimde herşeyi düşünülmüş harika bir oda beni bekliyordu. Asıl heyecanı ise pencereyi aralayıp perdelerin arkasından Eiffel’i gördüğüm an yaşadım! Tüm güzelliğiyle bana bakıyordu ve evet işte o an Paris’te olduğumu anladım!

_MG_0158 _MG_0161

Eşyalarımızı odada bırakıp doğruca Eiffel’e gitmek üzere yola çıktık. O kadar yakınımızdaydı ki tek yapmamız gereken otelden çıkmak biraz yürümek ve Seine nehrini geçmek oldu! Ve Eiffel karşımızdaydı.

_MG_0188Hava kararıp ışıkları yandığında tüm ihtişamıyla Paris’i aydınlatıyordu. Hava biraz serin de olsa kuyruğu az görmüşken biletimizi alıyoruz ve Eiffel’in tepesine çıkmak için sıramızı bekliyoruz. Önce ikinci kata, sonra en tepeye… Tüm şehir ayaklarımın altında parlıyorken, büyülenmemek elimde değil…

_MG_0200 _MG_0217

Eiffel’le vedalaşıp odama dönüyorum, akşam Paris’in en ünlü restoranlarından Mantignon’da rezervasyonumuz var. Sezonun rengi pamuk şeker rengi kalın kazağımı mini volanlı eteğimle tamamlıyorum. Stilettosuz bir Paris yemeği de düşünemediğimden pembe topuklu ayakkabılarımı giyiyorum.

_MG_0226

Ve evet Paris’te olmak muhteşem!:)_MG_0250 _MG_0274 _MG_0277 _MG_0278

Güneşli bir Paris sabahına uyanıyoruz. Fransız balkonumdan baktıkça mutluluk duyuyorum. O camın önünde oturmak huzur veriyor adeta… L’oreal Paris güzellik kongresinden arta kalan zamanda sırada merakla beklediğim Champs Elysees var!_MG_0321 _MG_0364 _MG_0374

Champs Elysees, zafer anıtını çevreleyen kocaman caddelerden biri. Kafeler, mağazalar, restoranlar hepsi var! Tam mağazaları dolaşmaya başlıyorum ki güneşli görünen hava bir anda bozuyor ve şakır şakır yağmur yağmaya başlıyor. Herkes gibi ben de mağazalara sığınıyorum. Telefonumu çıkarıp hava durumuna bakıyorum ve yağmur ihtimali %0 gösteriyor, böyle bir şehir diyorum Paris, beklenmedik! 15 dakikaye yağmur kesiliyor ve alışverişe devam ediyoruz. Akşam ise malum Blake Lively’le kokteylimiz var. Onun da ayrıntılarını bir önceki postta okuyabilirsiniz:)

_MG_0488_MG_0397 _MG_0398 _MG_0399 _MG_0400 _MG_0403 _MG_0404

Eiffel manzaralı odama elveda diyorum bu sefer şehir manzaralı bir süite yerleşiyorum. Sabah güneş odama doğuyor, kalkıp hazırlanıyorum. Paris’teki son günüm, veda vakti… Son birkaç saatimi Victor Hugo caddesinde geçiriyorum. Burası Parisienne alışverişin caddesi… Vitrinlerde maskülen Fransız şıklığı ismini pek duymadığımız markalar, şirin kafeler, Paris’in tadını çıkarmak için gayet keyifli…_MG_0448 _MG_0451 _MG_0454 _MG_0471 _MG_0475 _MG_0476 _MG_0477 _MG_0479 _MG_0480 _MG_0481 _MG_0486 _MG_0487 _MG_0489

Eşyalarımı alıp havaalanına gitmek için otele dönerken yol üstünde pazar kurulmuş. Paris beni renk renk çiçeklerle uğurluyor adeta… Şimdiden özledim seni Paris, umarım ayrılığımız uzun sürmez… Au Revoir!
_MG_0490 _MG_0491 _MG_0492

 

Last week, on these moments i was taking my boarding pass for the Paris flight! My dream city… I was going for The Loreal Paris Beauty Congress 2014, you can check the details on the previous post. When we arrives the Charles de Gaulle airport, our French driver welcomed us. It took 1 hour, coming to the hotel, Shangri-La Paris. The historical place was belong to Napoleon’s grandnephew Prince Roland Bonaparte. When we entered inside, we feeled the luxury and history together…

When i entered my room and opened the window, the view was amazing! The Eiffel was standing right on my window! Before getting dark, we run to see it closely. We also got our tickets to move up to the top! My dream city was under my feet, it looked glamarous… At the night we got a reservastion for the Matignon restaurant. A lovely place for the Parisienne dinner!

Next morning, when the time remained from beauty congress, i took a cab and went directly to the Champs Elysees! The wide streets with a lots of stores, shops, cafes & restaurants.

And that night we met with Blake Lively, the new face of L’oreal Paris… You can also checkt the details from the previous post.

And the last day, i spent my last few hours at the Victor Hugo streets, which was perfect for the Parisienne style shopping!

I know three days weren’t enough for Paris, i tried to spend my time in an efficient way:) And i know that i will come back! Already miss you Paris!

Budapest & Bratislava Trip {Budapeşte ve Bratislava Gezi Rehberi}

Yağmurlu bir Viyana sabahında Budapeşte’ye gitmek üzere yola çıktık. Maalesef araba kiraladığımız yerde GPS kalmadığı için çareyi Ipad’e yüklediğimiz uygulamalarda buluyoruz. Aklınızda olsun artık neredeyse her şehrin bir mobil aplikasyonu var, şehri gezerken yardımı dokunabilir. Viyana’ya yaklaşık 45 dakika uzaklıktaki Pandorf Outlet’e uğruyoruz. Çok büyük bir açık hava outleti, Gucci, Prada, Michael Kors aklınıza gelen tüm lüks markaların outleti var. Fiyatlar %30 fark ediyor. Bizi pek tatmin etmiyor yola devam ediyoruz. Yaklaşık 3 saatin sonunda kaptan şoförümüz bizi güneşli Budapeşte’ye ulaştırıyor:)

P.S. Bu arada arabayla seyahat edecekler otobanı kullanabilmek için Vignette almaları gerektiğini unutmasınlar!

_MG_9673_MG_9676 _MG_9687 _MG_9703

Bu sefer otel yerine şehrin tam göbeğinde bir daire kiralıyoruz. Mikrodalga, çatal bıçak, ütü gibi aklınıza ne geliyorsa bir evde olması gereken her şey var içinde. Eğer Budapeşte’ye gitme planları yapıyorsanız Town Hall Apartments‘ta kalmanızı önerebilirim, biz fazlaca memnun ayrıldık.

_MG_9704

_MG_9911

Hemen mahallemizde bir tura çıkıyoruz. Şirin kafeler, restoranlar, dükkanlar, vintage butikler… Bize Viyana’dan çok daha keyifli gözüküyor.

_MG_9706 _MG_9707

_MG_9915 _MG_9916 _MG_9917

Yavaş yavaş güneş batmaya başlarken şehri Buda ve Peşte olarak ikiye bölen Tuna nehrini geçiyoruz ve Buda kalesine doğru yürümeye başlıyoruz. Tepeye fünikülerle ya da bacaklarınıza güveniyorsanız yürüyerek de çıkabiliyorsunuz. Yeri gelmişken hatırlatalım Macaristan, Avrupa Birliği üyesi olmasına rağmen para birimi hala forint (HUF). Bol sıfırlı sayılar sizi korkutmasın biz gittiğimizde parite 1 HUF=0.034 Euro civarındaydı. Kimi zaman TL’ye dönüştürmek kafa karıştırıcı olabiliyor, hemen telefondan hesap makinesiyle hesaplayabilirsiniz:) Neredeyse her yerde Euro geçiyor ama biraz daha yüksekten hesaplıyorlar aklınızda olsun.

Füniküler euro geçmeyen nadir yerlerden biri maalesef:) Bize de kaleye yürüyerek çıkmak düşüyor. Güneş batınca tepeye çıktığımıza değiyor ve bizi harika bir Budapeşte manzarası karşılıyor. Evet ben içinden deniz, nehir geçen şehirleri ve köprüleri çok seviyorum, belki bu yüzden Budapeşte’ye daha bir kanım ısınıyor.

_MG_9736 _MG_9737 _MG_9768 _MG_9769

Buda Kalesi’nden inişe geçerken makinemin şarjı bitiyor ve sizi çok keyifli akşam yemeğimizi gösteremiyorum ama betimleyebilirim:) Geleneksel Macar mutfağını tatmaya kararlıyız ve Şebnem’in araştırmaları sonucu bulduğu Spinoza Restoran‘ın bu deneyimimiz için en uygun mekan olduğunu düşünüyoruz. Hava kararmış ve bizim hiç takatimiz kalmamış, ama inatçıyız ve ısrarlıyız. Önce kayboluyoruz, sonra karanlık ve garip sokaklardan geçiyoruz, uzun uğraşlar sonunda varıyoruz, minik restoranımıza. İçeriden şen kahkahalar geliyor ve bir adam piyanonun başında neşeli şarkılar çalıyor. Evet diyoruz geldiğimize değiyor:) Budapeşte’ye giderseniz Spinoza’yı gidilecekler listenize ekleyin. Hem güleryüzlü servisinden hem de atmosferinden memnun kalacağınıza eminim.

Ertesi gün ise, tatilimizin en keyifli kahvaltılarından birini Cafe Gerbeaud‘da yapıyoruz. Meydandaki bu tarihi mekanda kruvasanlar, yağlar, kahveler, portakal suları eşliğinde güne hazırlanıyoruz. Yine gezilip görülecek çok yer var.

_MG_9785 _MG_9786

Önce Tuna nehri kıyısındaki 2. Dünya savaşı sırasında öldürülen Yahudiler anısına yapılmış anıt mezara gidiyoruz. Tarifsiz hisler içindeyiz. Anıt çok dokunaklı, vurulmadan önce ayakkabılarını çıkartmaları istenen kurbanları temsilen çeşit çeşit ayakkabılar duruyor nehrin kenarında…

_MG_9799 _MG_9806

Anıtın hemen ilerisindeki Parlamento binasını görmek için devam ediyoruz. Oldukça ihtişamlı gotik tarzdaki bina restore ediliyor ve etrafa büyük bir kaos hakim, bizdeki görüntüleri getiriyor aklıma.

_MG_9813 _MG_9814

Parlamento binasını geride bırakıp şehrin diğer ucundaki en meşhur termal havuz Szechenyi ve içinde bulunduğu park ve kaleyi görmek için yürümeye başlıyoruz. Şansımıza hava güzel ve her yer yürüme mesafesinde:)

Andrassy Caddesi’nin en sonunda sizi kocaman bir meydan karşlıyor, Heroes’ Square! İhtişamlı heykeller ve yanıbaşındaki Sanat müzesi…

_MG_9815

Meydanı geçip parka girdiğinizde Vajdahunyad Kalesi’ni göreceksiniz. Normalde bir göletin ortasında bulunan kale, biz gittiğimizde boşaltılmış bir göletin ortasında duruyordu ve evet pek de hayal ettiğimiz gibi gözükmüyordu:)_MG_9839

Kaleyi de dolaştıktan sonra o çok merak ettiğimiz termal havuz Szechenyi’nin sarı binasını görüyoruz. Kapıdan girdiğinizde sizi buram buram hamam kokusu karşılıyor:) Okuduklarımızın aksine aşırı bir kalabalık yok. _MG_9855 _MG_9857

Bere: Mudo, Sweatshirt: Asos, Tayt: H&M, Biker botlar: İnci (Yeni sezon)

_MG_9862

Akşamüzeri şehir merkezine geri döndüğümüzde sıra alışveriş turuna geliyor:) Fashion Street diye bir caddeleri olduğunu ve bu cadde üzerinde bilindik tüm markaları bulabileceğinizi hatırlatıyım. Biz daha lokal şeyler peşindeyiz. Neyseki istediğimiz gibi dükkanlar buluyoruz, hem de kaldığımız yerin çok yakınında. Kiraly caddesi alışveriş ve kafeler için oldukça keyifli bir cadde. En çok el yapımı kapı süsleri ve yılbaşı süslemeleri dikkatimizi çekiyor.

_MG_9951 _MG_9950 _MG_9948 _MG_9947 _MG_9946 _MG_9920 _MG_9708

_MG_9921 _MG_9922 _MG_9923 _MG_9924 _MG_9925 _MG_9926

Sokaklarda gezinirken bu sefer karşımıza 30 lokal tasarımcının ürünlerinin yer aldığı sevimli bir butik çıkıyor, Rododendron! Takılar, kıyafetler, posterler, çantalar, çizimler aklınıza ne geliyorsa… Çok keyif alıyoruz! Giderseniz uğramanız ve hediyelik almadan çıkamayağınız bir dükkan. www.rododendronart.com_MG_9929 _MG_9930 _MG_9937 _MG_9938 _MG_9939 _MG_9941 _MG_9945

Oldukça güzel anılarla ayrıldığımız Budapeşte’de sanırım en çok Tuna nehrinde tekne turuna katılamadığımıza üzülüyoruz ve Bratislava’ya doğru yola koyuluyoruz. Bu sefer yolculuğumuz kısa sürüyor. Bratislava ‘ya geldiğimizi büyük taş sosyalist düzenden kalma olduğu açıkça belli olan gri binalardan anlıyoruz. Şehir oldukça küçük. Arabamızı merkezdeki bir otoparka koyup önce meşhur caddesinde geziniyoruz. Hızlı adımlarla bitirip eski şehrin olduğu tarafa geçiyoruz. Meğer tüm olay zaten şehrün bu tarafındaymış. Yol boyunca güzel kafeler, dükkanlar, restoranlar görebilirsiniz.
_MG_9968 _MG_9977 _MG_9980

Şehirde görmeniz gereken iki heykel var. Birincisi resimde gördüğünüz ve şehrin sembolü haline gelen Cumil heykeli, şehirdeki eski şehrin yeniden inşası anısına yapılmış. Diğeri ise meydanda görebileceğiniz Napolyon heykeli… O da 1805 yılında şehrin istilasını temsil ediyormuş._MG_9992 _MG_9993

Ve yine yemek zamanı:) Yine şehrin pek de turistik olmayan ama harika yemekleri olduğunu öğrendiğimiz restoranında alıyoruz soluğu, Prasna Basta. Yardımsever garsonumuz akıcı İngilizcesiyle bize lezzetli yemekler öneriyor. Ben tercihimi geyik etinden yana kullanıyorum. Bu garip yeraltı restoranında yöreye özgü şaraplarımızı da içip tatlılarının da tadına baktıktan sonra, Bratislava’yı terk etmenin zamanının geldiğini düşünüyoruz.

_MG_0012 _MG_0037

Bratislava’yı da geride bırakıp Viyana’ya yani başladığımız yere geri dönüyoruz. Yol boyunca binlerce rüzgar tribünü bize eşlik ediyor. _MG_0050

_MG_0051

O gün günlerden cumartesi ve Naschmarkt’taki bit pazarı hala açık! Bavullarımızı Mariahilfer caddesindeki minik otelimize bırakıp bitpazarına gidiyoruz. Sabahtan gitseydik eminim daha güzel şeyler bulurduk, etraf biraz dağılmış, yerlerde tezgahlar, bolca Türkçe konuşma… Anneme çok güzel porselen tabaklar buluyoruz, tam da istediği gibi incecik ve el yapımı. Tanesine 1 euro verip inanamayan gözlerle ayrılıyoruz.

_MG_0057

Otele geri döndüğümüzde farkediyoruz ki her biri Viyana’nın semtlerinden, kafelerinden, tatlılarından, kahvelerinden esinlenilmiş isimli odalarından bizim şansımıza Naschmarkt düşmüş:)

_MG_0075

Pazar sabahı, Viyana’daki son saatlerimiz. Artık dönmek istiyoruz, çok gezdik ama çok da yorulduk. Son bir gayretle tatilimizin son saatlerini geçirmek üzere Schönbrunn sarayına gidiyoruz. Hofburg Sarayı kışlık, Schönbrunn Sarayı ise yazlık saray olarak kullanılıyormuş. Fraz Josef ve Sisi’nin 1000 odalı sarayına göz atıyoruz. Sonra arkasındaki devasa bahçeye… Böylelikle Viyana turumuz da son buluyor. Belvedere Sarayı’na ise vaktimiz kalmıyor. Gustav Klimt’in meşhur Kiss tablosunu da belki başka bir Viyana seyahatinde görmek nasip olur…_MG_0086 _MG_0111Umarım siz de bu eğlenceli turumuzun ardından postlarımla bana yol arkadaşlığı etmekten keyif almışsınızdır:) Seyahat yazılarına uzun bir ara vericeğimi düşünürken sürpriz bir plan çıktı ve pazartesi Paris’e gidiyorum, en çok görmek istediğim şehre… L’oreal Paris’in yepyeni ürünleriyle tanışmaya gidiyorum. Siz de bu kısa seyahatimde beni yalnız bırakmayın, instagram ve twitter hesaplarımdan takip edin:)