Yağmurlu bir Viyana sabahında Budapeşte’ye gitmek üzere yola çıktık. Maalesef araba kiraladığımız yerde GPS kalmadığı için çareyi Ipad’e yüklediğimiz uygulamalarda buluyoruz. Aklınızda olsun artık neredeyse her şehrin bir mobil aplikasyonu var, şehri gezerken yardımı dokunabilir. Viyana’ya yaklaşık 45 dakika uzaklıktaki Pandorf Outlet’e uğruyoruz. Çok büyük bir açık hava outleti, Gucci, Prada, Michael Kors aklınıza gelen tüm lüks markaların outleti var. Fiyatlar %30 fark ediyor. Bizi pek tatmin etmiyor yola devam ediyoruz. Yaklaşık 3 saatin sonunda kaptan şoförümüz bizi güneşli Budapeşte’ye ulaştırıyor:)

P.S. Bu arada arabayla seyahat edecekler otobanı kullanabilmek için Vignette almaları gerektiğini unutmasınlar!

_MG_9673_MG_9676 _MG_9687 _MG_9703

Bu sefer otel yerine şehrin tam göbeğinde bir daire kiralıyoruz. Mikrodalga, çatal bıçak, ütü gibi aklınıza ne geliyorsa bir evde olması gereken her şey var içinde. Eğer Budapeşte’ye gitme planları yapıyorsanız Town Hall Apartments‘ta kalmanızı önerebilirim, biz fazlaca memnun ayrıldık.

_MG_9704

_MG_9911

Hemen mahallemizde bir tura çıkıyoruz. Şirin kafeler, restoranlar, dükkanlar, vintage butikler… Bize Viyana’dan çok daha keyifli gözüküyor.

_MG_9706 _MG_9707

_MG_9915 _MG_9916 _MG_9917

Yavaş yavaş güneş batmaya başlarken şehri Buda ve Peşte olarak ikiye bölen Tuna nehrini geçiyoruz ve Buda kalesine doğru yürümeye başlıyoruz. Tepeye fünikülerle ya da bacaklarınıza güveniyorsanız yürüyerek de çıkabiliyorsunuz. Yeri gelmişken hatırlatalım Macaristan, Avrupa Birliği üyesi olmasına rağmen para birimi hala forint (HUF). Bol sıfırlı sayılar sizi korkutmasın biz gittiğimizde parite 1 HUF=0.034 Euro civarındaydı. Kimi zaman TL’ye dönüştürmek kafa karıştırıcı olabiliyor, hemen telefondan hesap makinesiyle hesaplayabilirsiniz:) Neredeyse her yerde Euro geçiyor ama biraz daha yüksekten hesaplıyorlar aklınızda olsun.

Füniküler euro geçmeyen nadir yerlerden biri maalesef:) Bize de kaleye yürüyerek çıkmak düşüyor. Güneş batınca tepeye çıktığımıza değiyor ve bizi harika bir Budapeşte manzarası karşılıyor. Evet ben içinden deniz, nehir geçen şehirleri ve köprüleri çok seviyorum, belki bu yüzden Budapeşte’ye daha bir kanım ısınıyor.

_MG_9736 _MG_9737 _MG_9768 _MG_9769

Buda Kalesi’nden inişe geçerken makinemin şarjı bitiyor ve sizi çok keyifli akşam yemeğimizi gösteremiyorum ama betimleyebilirim:) Geleneksel Macar mutfağını tatmaya kararlıyız ve Şebnem’in araştırmaları sonucu bulduğu Spinoza Restoran‘ın bu deneyimimiz için en uygun mekan olduğunu düşünüyoruz. Hava kararmış ve bizim hiç takatimiz kalmamış, ama inatçıyız ve ısrarlıyız. Önce kayboluyoruz, sonra karanlık ve garip sokaklardan geçiyoruz, uzun uğraşlar sonunda varıyoruz, minik restoranımıza. İçeriden şen kahkahalar geliyor ve bir adam piyanonun başında neşeli şarkılar çalıyor. Evet diyoruz geldiğimize değiyor:) Budapeşte’ye giderseniz Spinoza’yı gidilecekler listenize ekleyin. Hem güleryüzlü servisinden hem de atmosferinden memnun kalacağınıza eminim.

Ertesi gün ise, tatilimizin en keyifli kahvaltılarından birini Cafe Gerbeaud‘da yapıyoruz. Meydandaki bu tarihi mekanda kruvasanlar, yağlar, kahveler, portakal suları eşliğinde güne hazırlanıyoruz. Yine gezilip görülecek çok yer var.

_MG_9785 _MG_9786

Önce Tuna nehri kıyısındaki 2. Dünya savaşı sırasında öldürülen Yahudiler anısına yapılmış anıt mezara gidiyoruz. Tarifsiz hisler içindeyiz. Anıt çok dokunaklı, vurulmadan önce ayakkabılarını çıkartmaları istenen kurbanları temsilen çeşit çeşit ayakkabılar duruyor nehrin kenarında…

_MG_9799 _MG_9806

Anıtın hemen ilerisindeki Parlamento binasını görmek için devam ediyoruz. Oldukça ihtişamlı gotik tarzdaki bina restore ediliyor ve etrafa büyük bir kaos hakim, bizdeki görüntüleri getiriyor aklıma.

_MG_9813 _MG_9814

Parlamento binasını geride bırakıp şehrin diğer ucundaki en meşhur termal havuz Szechenyi ve içinde bulunduğu park ve kaleyi görmek için yürümeye başlıyoruz. Şansımıza hava güzel ve her yer yürüme mesafesinde:)

Andrassy Caddesi’nin en sonunda sizi kocaman bir meydan karşlıyor, Heroes’ Square! İhtişamlı heykeller ve yanıbaşındaki Sanat müzesi…

_MG_9815

Meydanı geçip parka girdiğinizde Vajdahunyad Kalesi’ni göreceksiniz. Normalde bir göletin ortasında bulunan kale, biz gittiğimizde boşaltılmış bir göletin ortasında duruyordu ve evet pek de hayal ettiğimiz gibi gözükmüyordu:)_MG_9839

Kaleyi de dolaştıktan sonra o çok merak ettiğimiz termal havuz Szechenyi’nin sarı binasını görüyoruz. Kapıdan girdiğinizde sizi buram buram hamam kokusu karşılıyor:) Okuduklarımızın aksine aşırı bir kalabalık yok. _MG_9855 _MG_9857

Bere: Mudo, Sweatshirt: Asos, Tayt: H&M, Biker botlar: İnci (Yeni sezon)

_MG_9862

Akşamüzeri şehir merkezine geri döndüğümüzde sıra alışveriş turuna geliyor:) Fashion Street diye bir caddeleri olduğunu ve bu cadde üzerinde bilindik tüm markaları bulabileceğinizi hatırlatıyım. Biz daha lokal şeyler peşindeyiz. Neyseki istediğimiz gibi dükkanlar buluyoruz, hem de kaldığımız yerin çok yakınında. Kiraly caddesi alışveriş ve kafeler için oldukça keyifli bir cadde. En çok el yapımı kapı süsleri ve yılbaşı süslemeleri dikkatimizi çekiyor.

_MG_9951 _MG_9950 _MG_9948 _MG_9947 _MG_9946 _MG_9920 _MG_9708

_MG_9921 _MG_9922 _MG_9923 _MG_9924 _MG_9925 _MG_9926

Sokaklarda gezinirken bu sefer karşımıza 30 lokal tasarımcının ürünlerinin yer aldığı sevimli bir butik çıkıyor, Rododendron! Takılar, kıyafetler, posterler, çantalar, çizimler aklınıza ne geliyorsa… Çok keyif alıyoruz! Giderseniz uğramanız ve hediyelik almadan çıkamayağınız bir dükkan. www.rododendronart.com_MG_9929 _MG_9930 _MG_9937 _MG_9938 _MG_9939 _MG_9941 _MG_9945

Oldukça güzel anılarla ayrıldığımız Budapeşte’de sanırım en çok Tuna nehrinde tekne turuna katılamadığımıza üzülüyoruz ve Bratislava’ya doğru yola koyuluyoruz. Bu sefer yolculuğumuz kısa sürüyor. Bratislava ‘ya geldiğimizi büyük taş sosyalist düzenden kalma olduğu açıkça belli olan gri binalardan anlıyoruz. Şehir oldukça küçük. Arabamızı merkezdeki bir otoparka koyup önce meşhur caddesinde geziniyoruz. Hızlı adımlarla bitirip eski şehrin olduğu tarafa geçiyoruz. Meğer tüm olay zaten şehrün bu tarafındaymış. Yol boyunca güzel kafeler, dükkanlar, restoranlar görebilirsiniz.
_MG_9968 _MG_9977 _MG_9980

Şehirde görmeniz gereken iki heykel var. Birincisi resimde gördüğünüz ve şehrin sembolü haline gelen Cumil heykeli, şehirdeki eski şehrin yeniden inşası anısına yapılmış. Diğeri ise meydanda görebileceğiniz Napolyon heykeli… O da 1805 yılında şehrin istilasını temsil ediyormuş._MG_9992 _MG_9993

Ve yine yemek zamanı:) Yine şehrin pek de turistik olmayan ama harika yemekleri olduğunu öğrendiğimiz restoranında alıyoruz soluğu, Prasna Basta. Yardımsever garsonumuz akıcı İngilizcesiyle bize lezzetli yemekler öneriyor. Ben tercihimi geyik etinden yana kullanıyorum. Bu garip yeraltı restoranında yöreye özgü şaraplarımızı da içip tatlılarının da tadına baktıktan sonra, Bratislava’yı terk etmenin zamanının geldiğini düşünüyoruz.

_MG_0012 _MG_0037

Bratislava’yı da geride bırakıp Viyana’ya yani başladığımız yere geri dönüyoruz. Yol boyunca binlerce rüzgar tribünü bize eşlik ediyor. _MG_0050

_MG_0051

O gün günlerden cumartesi ve Naschmarkt’taki bit pazarı hala açık! Bavullarımızı Mariahilfer caddesindeki minik otelimize bırakıp bitpazarına gidiyoruz. Sabahtan gitseydik eminim daha güzel şeyler bulurduk, etraf biraz dağılmış, yerlerde tezgahlar, bolca Türkçe konuşma… Anneme çok güzel porselen tabaklar buluyoruz, tam da istediği gibi incecik ve el yapımı. Tanesine 1 euro verip inanamayan gözlerle ayrılıyoruz.

_MG_0057

Otele geri döndüğümüzde farkediyoruz ki her biri Viyana’nın semtlerinden, kafelerinden, tatlılarından, kahvelerinden esinlenilmiş isimli odalarından bizim şansımıza Naschmarkt düşmüş:)

_MG_0075

Pazar sabahı, Viyana’daki son saatlerimiz. Artık dönmek istiyoruz, çok gezdik ama çok da yorulduk. Son bir gayretle tatilimizin son saatlerini geçirmek üzere Schönbrunn sarayına gidiyoruz. Hofburg Sarayı kışlık, Schönbrunn Sarayı ise yazlık saray olarak kullanılıyormuş. Fraz Josef ve Sisi’nin 1000 odalı sarayına göz atıyoruz. Sonra arkasındaki devasa bahçeye… Böylelikle Viyana turumuz da son buluyor. Belvedere Sarayı’na ise vaktimiz kalmıyor. Gustav Klimt’in meşhur Kiss tablosunu da belki başka bir Viyana seyahatinde görmek nasip olur…_MG_0086 _MG_0111Umarım siz de bu eğlenceli turumuzun ardından postlarımla bana yol arkadaşlığı etmekten keyif almışsınızdır:) Seyahat yazılarına uzun bir ara vericeğimi düşünürken sürpriz bir plan çıktı ve pazartesi Paris’e gidiyorum, en çok görmek istediğim şehre… L’oreal Paris’in yepyeni ürünleriyle tanışmaya gidiyorum. Siz de bu kısa seyahatimde beni yalnız bırakmayın, instagram ve twitter hesaplarımdan takip edin:)