2017’nin son destinasyonu için Lviv’i seçtik, hem bolca yeni yıl ruhu dolalım Christmas marketleri dolaşalım süslenmiş sokakları gezelim istedik hem de artan euroyu kafaya takmayalım dedik:)

İlk olarak söylemeliyim ki Lviv’e vize yok, hatta Mart ayında yapılan bir anlaşmayla yeni çıkan çipli TC kimliklerinizle de giriş yapabiliyorsunuz. Türk Lirası Lviv grivnasından 7 kat daha değerli ve uçak biletleri, otel, şehir gerçekten ucuz. Şöyle anlatabilirim:

  • Gidiş dönüş uçak bileti 450 TL ( biz son dakika aldık eminim erken alınırsa daha ucuzdur)
  • 2 gece en merkezi yerde otel kişi başı 180 TL
  • 3 gün boyunca en güzel restoranlar, cafeler vs 300 TL

Biraz da alışveriş katarsanız işin içine herşey dahil 1000 TL’ye keyifli bir gezi yapabilirsiniz.

İşin ekonomik boyutunu geçtiysek Lviv’i anlatmaya başlıyorum…

Güneşli İstanbul’dan yaklaşık 2 saat sonra bol karlı Lviv’e indik. Henüz cebinizde Grivna olmaması normal endişelenmeyin. Havaalanında 2 tane döviz bürosu var, biz yanımızda euro getirdik ama TL de bozuyorlar aklınızda olsun ve şehir merkeziyle havaalanındaki kur arasında çılgın farklar yok o yüzden gönül rahatlığıyla grivna alabilirsiniz. 100 euro = 3200 grivna olarak para bozduruyoruz. Yani 1 TL yaklaşık 7 Grivna.

Hemen çıkışta taxi diye bağıran şoförler göreceksiniz bizim yaptığımız hatayı yapmayın. Biz ilk gördüğümüz araca bindik ve 350 Grivna verdik şehir merkezi için. Sonra dönerken öğrendik ki 200 Grivnaymış aslında havaalanı-şehir merkezi arası… Dolayısıyla taksici kurnazlığına kanmayın pazarlık edin taksimetre diye bir kavram yok zaten.

Neyse yaklaşık 25-30 dakikada Rynok meydanındaki otelimize varıyoruz; Hotel 39. Şehir fazlaca 90’lardan kalma arabalar, oteller, mağazalar o yüzden lüks kavramı pek yok. Otelimiz de lokasyon olarak çok güzel o yüzden fazlasını aramıyorsanız tavsiye ederiz. Tek sorun 4. katta ve asansör yok. Bu aşağıdaki fotoğraf da odamızın camından çekildi…

Hemen eşyalarımızı bırakıp kendimizi sokakta kurulan Christmas marketlerde buluyoruz. Heryer ışıl ışıl, hava soğuk ama pek umursamıyoruz. Sokaklarda dolanıyoruz nerelerde neler var hızlıca bir göz atıyoruz. Sonra bize yazılan tavsiyelere bir bakıyoruz ve farkediyoruz ki herşey otelimizin iki yanı, bi sokak arkası, üç apartman yanı… Şehir çok küçük bence 3 gün ideal ya da 4 yapıp biraz daha rahat rahat gezebilirsiniz.

İki tane önemli meydan var biri Belediye binasının olduğu ve yukarıda bahsettiğim Rynok Square diğer ise yine çok yakınında Opera Binası’nın olduğu meydan. Burada da daha büyük bir Christmas market kurulmuştu dev yılbaşı ağaçlı. Sanırım şehrin bu kadar yılbaşı ruhuna bürünmesini çok sevdik. Hangi sokakta yürüsek hangi kafeye girsek bir anda kendimizi tatlı bir yılbaşı filminde gibi hissettik. O yüzden şehrin normal hali de bu kadar güzel ve keyifli mi merak etmeden duramıyorum.

İlk şehre geliş açlığımızı Lviv Croissants diye bir zincir kruvasan sandviççi de bastırıyoruz. Görürseniz mutlaka girin sıcacık kruvasanlara onlarca çeşit sandviç hazırlıyorlar tavsiye ederim. Sonra akşam yemeği için ise biraz turistik bir seçim yaparak Basilico isimli italyan mutfağı restoranında yiyoruz. Makarna ve pizzalar gerçekten başarılıydı. İki kişi ortalama 300 grivna verdik. Celestena da yine çok önerilen bir diğer pizzacıydı.

Hayat biraz erken bitiyor, 11 gibi restoranlar kafeler kapanmış oluyor. En son ısınmak için ismini okuyamadığımız bir kafeye giriyoruz ve sanırım farketmeden Lviv’in en güzel kafesinde gerçek bir sıcak çikolata içiyoruz. Sonra öğreniyoruz ki adı Svit Kavy. Bence uğramadan dönmeyin.

Ertesi sabah erkenden uyanmaya çalışıyoruz, canlı müzik, şampanya eşliğinde açık büfe kahvaltıya gidiyoruz. Yine otelimizin bir sokak aşağısında. Restoranın adı Baczewski. Saat 8.30 gitmemize rağmen mekan doluydu ve yaklaşık yarım saat sıra bekledik. Eğer gideceksiniz 8’de kapısında olun derim. Kişi başı 120 grivna yani 18 TL. Atmosfer çok keyifli ama yiyecekler için aynı şeyi söyleyemiyorum maalesef. Yine de gidilip görülmeli diyorum.

Yine sokaklarda hızlıca bir tur atıp ısınmak için meşhur kahvecisi Lviv Coffee Manufacture‘a gidiyoruz. Çeşit çeşit kahveleri kendileri kavuruyorlar. Biraz ısınmak, sokaktan geleni geçeni izlemek ve nefis kahvelerinin tadına bakmak için gidilmeli.

Şansımıza bizim gittiğimiz tarihlerde Opera’da hiç gösteri yoktu. Ama opera binasını saat 10.00-13.00 saatleri arasında 40 grivna’ya gezebiliyorsunuz. Bu küçücük şehrin bile opera binasının olması aslında kültürel anlamda bizden ne kadar ileride olduklarının bir göstergesi sanki. Ve tüm kış buz gibi olan bu şehirde sadece bir avm var. Gittik gördük, en lüks markası Zara, Mango. Yani aslında bir şehrin gelişmişlik düzeyinin lüks mağazalarıyla, avmleriyle olmadığının en güzel örneği sanki…

Bu arada yüzünüzü opera binasına çevirdiğinizde sağ tarafındaki minik meydanda hediyelik eşyalar ve antikalar satan bir pazar kuruluyor gündüzleri. Şehirde alışveriş namına pek bir seçenek olmadığı için bir bakmak isteyebilirsiniz. Pazarlık etmeyi de unutmayın. Tabi ki sokak aralarında bol bol minik dükkanlar görebilirsiniz.

Hazır alışverişten bahsetmişken Roshen’i de söylemeden olmaz. Kocaman bir çikolatacı burası, biz ilk akşam kendimizi bir anda burada çılgınca çikolatalar alırken bulduk. Paketleri çok güzel ve bence güzel de hediye oluyorlar. Bir de ben oldukça karşıyım ama gerçek kürk satan bir çok mağaza var. Bakın ama yine de almayın olur mu.

 

-Hava kararınca kendimizi hemen meydandaki buz pateni pistinde buluyoruz. 50 grivnaya 1 saat buz pateni yapabiliyorsunuz. Hava buz, kalabalık inanılmaz ama herkes o kadar mutlu ki… –

Akşam yemeği için ise bu sefer daha geleneksel birşeyler yiyelim diyoruz ve Mons Pius‘a gidiyoruz. Menüde her çeşit et var, bol bol av eti aslında tavşan, kaz vs… Atmosfer kendinden vscolu, yemekler güzel, ev yapımı biraları şahane. İki kişi ortalama 500 grivna veriyoruz. En pahalı yemeğimizi burada yemiş olduk.

Ertesi sabah ise kahvaltı için Cukor‘a gidiyoruz. Bu arada heryere yürüyerek gittiğimizi söylemeden geçmeyeyim. Eğer dediğim gibi meydana yakın bir yerde kalırsanız maksimum yürüyeceğiniz mesafe 15 dakika. Sadece Avm için taksiye bindik 100 grivna verdik.

Cukor yeni nesil bir kahvaltıcı, menüdeki insta-breakfasttan da rahatlıkla anlayabilirsiniz. Bacwevski’nin kahvaltısından sonra oldukça iyi geldi. Bir de blueberryli pancake söyledik, yazarken bile aklım gitti çok güzeldi:)

Seyahate gitmeden önce bol bol araştırıyorum tavsiyeler alıyorum ama mutlaka kendi keşfettiğim yerler de oluyor. Bu muhteşem tarihi kafe de o keşiflerden biri… Mikolasch! Tatlılarına, yılbaşı dekorasyonuna, atmosferine bayıldık. Uğramadan dönerseniz üzülürsünüz:)

Ve son gün uçağa binmeden önce son saatlerimizi geçirdiğimiz Cabinet… Bu küçücük şehrin böyle güzel kafelere ev sahipliği yaptığını bilsem kesinlikle daha önce gelirdim. Hava çok soğuk olduğu için hayat daha çok kafelerde, restoranlarda, her kapı bambaşka bir atmosfere açılıyor. Fotoğraf açılarını da verdim size sadece gidip güzel tatlılarını yemek kaldı:)

Bize çok keyifli 3 gün yaşattın Lviv, seni hep çok güzel anıyoruz… Belki yakında tekrar görüşürüz.

Bu yazıyı okuyup da Lviv planları yapanlar için de gidemediğimiz birkaç tavsiye:

Atlas, Champagneria X&X , Beer Theatre, Chocolate factory ve Bar musly gidemediğimiz birkaç mekan. Belki listenize eklemek istersiniz. Ve bir de belediye binasının en tepesine çıkıp benim yerime de bir şehre bakın biz bakamadık. İyi gezmeler…

Ve son olarak Kubilay’ın yaptığımız şeylerin yarısını çekmeyi unuttuğu vlogunun linkini de ekliyorum izlemek isterseniz tıklayın.