Sezonun son seyahatini Leros adasına yaparak yazı kapatıyorum. Bodrum’dan kolayca gidilebilmesi ve gidenlerden duyduğumuz güzel şeyler bize bu çok da bilinmeyen adaya doğru bi yolculuğa çıkarmayı başardı. Bodrum Turgutreis’ten direkt seferler bulunuyor, tek yön 37 euro gidiş dönüş ise aynı gün olmayacaksa 67 euro. Ama maalesef biz biraz son dakikacı davrandığımız için direkt giden feribotta yer kalmamıştı. Turgutreis – Kos, Kos- Leros aktarmalı olarak maceralı bir yolculuğa koyulduk.

 

Limanda oldukça uzun kuyruklar olduğunu hep duyuyordum ama bu sayede görmüş oldum gerçekten erkenden gitmekte fayda var upuzun kuyruklar oluşuyor. Ve bizim yaptığımız bir hatayı paylaşıyorum ki siz de yapmayın. Kos feribotu Turgutreis’ten 9.30 taydı, yol 30 dk sürüyor ve Kos- Leros feribotumuz da 11.00’de kalkıyordu. Biletleri satın alırken 10.00’da Kos’ta olursunuz rahat rahat yetişirsiniz dediler maalesef hiç de öyle olmadı.  Bodrum’dan geç kalktı, Kos’a yanaştığımızda başka tekneler gelmişti ve yine upuzun kuyruklar olmuştu pasaport kontrolde, üstüne bir de Leros feribotu limanın diğer ucundan kalkıyordu yaklaşık yürüyerek 15-20 dk mesafede… Ben en son Yunan polisinden tekneden bizi indirip hızlıca pasaport kontrolden geçirmesini rica ediyordum. Neyse sonuç olarak işe yaradı ama yine de bu heyecana ve adrenaline gerek yok siz feribot saatlerini daha iyi seçin:)

 

Kos- Leros arasını Dodekanisos Seaways’in feribotuyla devam ettik. Yaklaşık 1 buçuk saatlik konforlu bir yolculuk oldu ve sonunda Leros’a vardık. Feribot Agia Marina limanına yaklaşırken mavi, beyaz minik evler uzaktan bizi karşılamaya başladı bile. Limana yakın olsun diye 15 dakika yürüme mesafesindeki Krithoni’de bir otel seçtik. Sonraki günler bu seçimimizden çok memnun olduk, çünkü gerçekten gitmek istediğimiz her yere yürüme mesafesindeydi ve denize çok yakındı…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Otelin adı Utopia… Otel araştırırken mutlaka karşınıza çıkar. Bence fotoğraflarından çok daha güzel bir otel. Tabi bir 5 yıldızlı otel konforu aramayın ama tüm ihtiyaçlarınızı karşılayabilecek, oldukça sevimli, çalışanları güler yüzlü bir otel. Bizim gittiğimiz tarihte 2 gece için 60 euro verdik.

 

İlk gün için en yakında gidebileceğimiz güzel bir plaj soruyoruz ve Alinda cevabını alıyoruz. Gitmeden önce bol bol araştırırken de adanın en güzel koylarından biri olduğu yazıyordu zaten. Otelden çıkıp yine geze geze 15 dakikada Alinda’ya varıyoruz. Upuzun bir plaj, ister havlunu at denize gir, ister seçtiğin bir mekanın şezlonglarına kurul. Bizim gittiğimiz tarihte artık sezon yavaş yavaş kapanmaya başladığı için çok tenhaydı. Beğendiğimiz bir yere kurulup sadece yediklerimizi içtiklerimizi ödedik. Sonra iç geçirmeyi ihmal etmedik, Bodrum’da niye istediğimiz yerden denize giremiyoruz, bu güzelliklerin keyfini süremiyoruz diye… Hani bu sene hep konuşuldu ya Türkler Yunan adalarına kaçıyor diye. Sebebi bu aslında, o tantanadan, kazıklanmaktan, güzel hizmet, güler yüz görememekten sıkıldık, daha insanca hiçbir şeyi umursamadan tatil yapmak istiyoruz. Görme, görülme derdi olmadan sadece kendimiz olmak istiyoruz…

 

 

Deniz’den çıkıp otele dönüyoruz. Ve akşam için notlarımdan oldukça lokal bi yerde akşam yemeği seçiyorum. Pandeli’de Maria & Mihalis… Pandeli yine adanın en güzel koylarından biri olarak geçiyor. Tek derdimiz acaba yürüyebilir miyiz diyoruz, çünkü ada oldukça engebeli kocaman bir tepenin arkasında kalıyor. Spor ayakkabılarımızı getirmiştik ve gelirken aklımızda her yere yürümek vardı zaten, hem de ucunda bizi güzel lezzetlerin beklediğini bilmek güzel bir motivasyon oldu. Otelden çıkıp Pandeli’ye yürüdük. Yürürken ara sokaklardan geçmek, evleri incelemek baya eğlenceli bile oldu. Tam gün batımında yetiştik Pandeli Beach’e… Denizde pembelik kaybolmamıştı bile. Hemen sahilde Zorba’s Tavern’i göreceksiniz, oldukça meşhur ama ben bu tarz turistik yer hakkımı Mylos’a saklıyordum o yüzden hemen arkasında tabelası bile olmayan Maria & Mihalis’e gidiyoruz. Herşey çok lezzetli, araştırmalarım ve içgüdülerim bir kez daha beni yanıltmadığı için mutluyum.

Dolu dolu karides tabağı, greek salad, kalamar, kabak kızartması ve iki kadeh şarap için 27 euro ödüyoruz. Yemekler fazla bile geliyor, fiyat da oldukça uygun.

 

 

Ertesi sabah yol yorgunluğunu üzerimizden atıp biraz keşif yapmaya çıkıyoruz. Agia Marina’ya indiğinizde yolun ortasında yeşil masalı, sarı bir bina göreceksiniz. İsmi Paradosiako. Biz üç gün boyunca tatlılarını yemeye doyamadık. Hatta fotoğrafta gördüğünüz adaya özgü tatlıdan kaç tane yedim hatırlayamıyorum. Dondurmaları da şahane, özellikle sakızlı Mastiqa tabi ki.

 

 

Adada ilk dikkatinizi çeken şey deniz kenarındaki değirmen olacaktır işte orası meşhur restoran Mylos Taverna. Meşhur diyorum çünkü Türkler arasında dilden dile dolaşmış gerçekten, adaya gelen herkes mutlaka bir kez uğruyor. Bizim gittiğimiz akşam da Hacı Sabancı geldi mesela. Önceden rezervasyon yapmak gerekiyor, çünkü tüm masaları dolu gerçekten ve tahmin ettiğiniz üzere 5 masadan 4ü Türk. Manzara şahane, atmosfer güzel ama yemekler için aynı şeyi söyleyemiyorum. Greek salad, ahtapot carpaccio, patlıcanlı milföy, karidesli pilav ve şarap söyledik. Hesap 50 euro geldi ortalamanın bi tık üstünde. Geriye gittik diyebileceğimiz bir anı ve güzel fotoğraflar kaldı.

 

 

Ertesi gün Pandeli kalesine çıkmayı planlıyoruz yürüyerek… Zorlu bir yolculuk oldu ama başardık. Ne var derseniz tepede Pandeli koyuna bakan güzel bir manzara sizi bekliyor ve ilerisinde sıra sıra yeldeğirmenleri… En güzel tarafı ise dönüşte Platanos meydanından ara sokaklara daldığınızda oldukça keyifli sokaklarla karşılaşacak olmanız. Alışveriş konusu ise biraz hayal kırıklığı… Biz meydanda değişik peynirler yapan yerel bir dükkan bulduk, bir adı var mıydı ondan bile emin değilim ama uzolu peynirler aldık. Bir de bol bol damla sakızı likörü… Onun dışında kıyafet, aksesuar, dekorasyon satan mağazalarda ya farklı birşeyler yoktu ya da fiyatlar çok pahalıydı. Ben ada hayatını oldukça sevdim. Ama bence 2 gece 3 gün Leros için ideal. Biz biraz daha sakin bir tatil yapmak istediğimiz için araba kiralayıp çok da gezmek istemedik ama emin daha gidilecek bir çok koy ve yer vardır. Aklıma gelmişken yazayım denizin üzerinde küçük bir kilise vardı ama uzak olduğu için gidemedik adı Isidoros, bir tek orası kaldı aklımda. Giderseniz birkaç karede benim için çekin lütfen.



Ve son olarak her sene başka bir ada seyahati yapmaya karar verdim. Seneye aklımda Patmos var, orası da çok güzelmiş diye duydum. Eğer daha önce gidenleriniz varsa yorum yazmayı unutmasın lütfen:)

Daha fazlası için www.instagram.com/gamzebiran/ takipte kalın.